Halka Sonu Gösteren Tüketim

Halka Sonu Gösteren Tüketim
Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Tüketimin sınır tanımadığını ve bu sınırın ağacın gövdesini çoktan aştığını bildiğim halde şaşırıyorum. Bildiğim bütün teoremlere ve ideolojik formasyonlara rağmen şaşırıyorum. Bazen, beynimin, çatlayacak raddede çalışan biri bilgisayar gibi, aniden çökeceği duygusuna kapılıyorum. İnsan diyorum kendi kendime, nasıl bu kadar kendine düşman ve kendine azman olur ki. Nedir bunun dürtüsü? Para mı? İktidar mı? Megalamoni mi? Bir sınırı yok mu bu gidişin? Takılıp bir erin peşine, hangi kervanın hangi yolcusuyuz 21. yy.da. Şizofrenik şehirlerin, şizofrenik insanları mı olacağız. Hepimiz, hep beraber durup celladın boynumuza tüketim kemendini geçirmesini mi bekleyeceğiz? Sahi, bekleyecek daha ne kaldı ki; deccal dediğin geleli bir kıyamet ömür geçmiş ve biz hala “ o değil, o değil” diye kendimizi avutuyoruz.
Hayat devrimde durduğu gibi durmuyor. Aslında hayatın değil, onu yaşayan insanların marifeti bütün bunlar. Kaç yıl geçti ki şunun şurasında. 1830 yılının sonbaharında henüz boyası kurumamıştı “Halka Yol Gösteren Özgürlük Tablosu”nun. Eugene Delacroix, bütün o coşkuyu ruhundan fırçasına aktaralı bir iki yüzyıl dahi olmamış. Geçen zaman, insana evrildiğimiz evrim tarihimiz düşünüldüğünde, bir katre dahi değil. Belki de evrildiğimiz koca bir yanılgı; kim bilir.
Şehirlerin, şehirlerin insan tüketen kalabalık yalnızlıklarına mahkum edilmişlerin defterini tutuyoruz her gün. Her gün yanımızdan, yöremizden ben tükenmeye koşuyorum diyen insanlar akıyor ve biz onları kaydediyoruzhafızamıza. Bütün mesaimiz bu. İnsanlar ki, durmadan koşuşturuyorlar koca labirentlerde. Birlikte yaşıyoruz diyoruz. Birlikte ölüyoruz desek çok mu yanlış olur. Hadi başka türlü yazayım, birlikte ölmeye kalksak bundan daha iyi yaşama süsü mü olur. Velhasıl, yaşam süsü verilmiş ölümler yaşıyoruz. Durmadan, usanmadan ve güle oynaya ölümlerimizi canlandırıyoruz.
En mahremimiz televizyonlarda, en dokunulmazımız sokaklarda ve en içimizdeki vücutlarımızda oyunlaşıyor. Oyun oynuyoruz. Bütün yarattıklarımıza ihanet ede ede ölüyoruz. Pazara sunulmadık hangi halimiz kaldı ki.
Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Dün Paris’in orta yerinde özgürlük diye bağıran kadın, şimdi bir banka reklamında kapak güzeli olmuş. Tüketin, diyor, burjuvazi. Tüketin, tüketin ve yine tüketin. Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik dediğin burjuva lügatte böyle geçiyor artık. Geçsin, canı cehenneme, ama benden geçiyor. Benden ve beni yol ederek kendi ahlaksızlığına. İnsanlar kıra döke tüketime koşuyor. Kendilerini, etrafındakileri ve en nihayetinde dünyayı tüketmeye koşuyorlar. Bir kadın, bir çocuk ve bir erkek, manadan uzak ifadeler ve boşta kalmış devinimlerle sonlarına koşuyorlar. Şimdi, diyor burjuvazi, ya tüketirsin ya tüketirsin. Her durumda tükenen sensin. Var mı bundan daha öte köy. Boşuna denmiyor, ölmeden canımı alma diye. Ölmeden alınan can, tüketim hastalığına tutulmuş candır. Çok var, çok...
Yine de üzüldüm görünce. İnsanlığın bin bir emekle kotardığı bir devrim, bir banka reklamına kapak olacak kadar düşmemeliydi yerlere. Gerçi burjuvazi bunu huy edineli çok oldu ama yine de bir yerlerine dokunuyor insanın. O devrim ki, burjuvaziyi çıkardı ortaya ve yine burjuvaziyi gömecek tarihe. Şimdilerde “rasyonellik” diyorlar. Beyinleri ve yürekleri ökselemenin tılsımlı sözcüğü. Ama ne çare! O rasyonellik, ne 1917’de Kışlık Saray’da ne de 1830’da Kral 10. Charles’ın tarihin çöplüğüne atıldığı üç günlük ayaklanmada ortalıkta göründü. Rasyonellik çünkü, korkaklıktır. Ve o tarih ki, hangi vakit yatağını beğenmeyip mümbit beyinlere yöneldi, attı üzerinden hesabın kitabın ağırlığını. Budur bütün mesele.
Zürich, 14 Nisan 2010
Not: Resimleri büyük boy görüntülemek
için üzerlerine tıklayınız!
Halka Sonu Gösteren Tüketim
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.
-
hasever * yazdı Tarih: 18.04.2010 17:40
Evet, aynı fikirdeyim. Sistem, kimseyi bulmazsa dönüp kendini yiyor. Neylersin ki yediği "saf kendisi" olmuyor, beraberinde insanı da insanlıktann çıkarmış oluyor. Kapitalist ahlakın sol sembol ve kavramları kullanıp kendisine pazar araması yeni bir durum değil zaten. Bu vesileyle hem sol sembollerin içini boşaltıyor hem de onların üzerinden kitleler akıyor. Bu yazıya konu olan durum ise kendisine ait denebilecek bir objeyi alıp kullanmış olmasıdır; orijinallik ve "tuhaflık" da burda zaten. Gerçi burjuvazinin o tablonun ruhuyla yakından uzaktan bir ilgisi kalmadı ama yine de insan, bir "vefa" aramıyor değil...
-
ağa memiş * yazdı Tarih: 18.04.2010 12:29
Geçenler bir araba reklamında gördüm, "devrim şart" diyordu sloganı, sayfaları açıyorsunuz, Marks, Lenin, Mao ve Che broşürün sonuna ise arabayı koymuşlar..
Bu doğanın kanunu olsa gerek, karşıtını dahi bir propaganda, reklam malzemesi olarak kullanırsın.
Sözkonusu olan kapitalizm değil, insandır ne yazık ki, insan denen varlığın algısal beyni hala karşıtlar üzerine kuruludur. karşıtıyla beslenir, düşmanı olmadan kendini yemeye başlar. Bazen de karşıtını içine alır onu yer. olan budur...





