Politika
Türkçe`deki “Siyaset” ve “Politika” kavramlarının ayrışımı Almanca`da maalesef yok. Her iki kavram da “Politik” ya da “die Politik” şeklindedir. Türkçe’nin bu kavramsal zenginliği Almanca konuşulan coğrafyanın siyasal kültürünün fakirliği anlamına gelmiyor. Tersine, belki de Almanca’nın bu kavramsal eksikliği, politik yaşamın zenginliği, Politik Teorinin gelişiminin de önünü açtı. Almanca’da Siyaset Felsefesi çok az dilde karşılaşılacak kadar gelişmiş. Spinoza, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Adorno, Habermas’sız bir Siyaset Felsefesi düşünülemez.
Politika
Türkçe`deki “Siyaset” ve “Politika” kavramlarının ayrışımı Almanca`da maalesef yok. Her iki kavram da “Politik” ya da “die Politik” şeklindedir. Türkçe’nin bu kavramsal zenginliği Almanca konuşulan coğrafyanın siyasal kültürünün fakirliği anlamına gelmiyor. Tersine, belki de Almanca’nın bu kavramsal eksikliği, politik yaşamın zenginliği, Politik Teorinin gelişiminin de önünü açtı. Almanca’da Siyaset Felsefesi çok az dilde karşılaşılacak kadar gelişmiş. Spinoza, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Adorno, Habermas’sız bir Siyaset Felsefesi düşünülemez. Buna karşın, nasıl ki antik Yunan’da Platon’nun “Politeia”sı devletin kamu üzerindeki etkisi anlamına geliyorduysa, Türkçe’deki Siyaset ve Siyaset Felsefesi`de hala devletten bağımsızlığı için çırpınıyor. Bunun en son örneğini Deniz Baykal’ın istifasında gördük: Teorisiz, kimi “gerçekçik”ler, kimi kutsal dogmalar ve tekdüze bir çoğulculuk.
Baykal gerçek bir politika adamı. Benim görebildiğim kadarıyla, hiçbir siyasi liderin beceremediği ölçüde, Siyasetle Politika arasındaki farkı kavramış, bu kavrayışa uygun tutarlı davranabilmiş bir politikacı. Politika ile Siyaset arasındaki fark, Politikacı başarı peşinde koşarken, Siyasetçi İdeolojik bir tavır takınır. Deniz Baykal’ın politik kişiliğini onun 1965’de “seçmen davranışları” üzerine hazırladığı raporunda da görmek mümkün. Bu raporda Baykal, genel görüşün tersine, CHP`nin 1965 seçimlerini “Ortanın Solu” sloganından dolayı kaybetmediğini, tersine bu sloganın doğru olduğunu tespit ediyordu. CHP’nin, şehirleşen, kapitalist üretim ilişkileri üzerinde etkin olabilen, eğitim seviyesi daha iyi, modernleşmiş kesimlerden oy aldığını, buna karşın, köylü, bankacılık sistemini tanımayan, dindar-feodal gruplardan ise oy alamadığını yazıyordu. Bu tespit ve bu tespitin sahibi Deniz Baykal, bazen yoğun, bazen arka planda, CHP`nin bugüne kadarki politikasını belirledi. Bu tespitin en karakteristik kaygısı “nasıl daha çok oy kazanırım” sorusu. Bu pragmatik soruya verilen cevabın sonucu ise hiç de pragmatik değildi. Çünkü, CHP’nin, iktidara gelmek için muhtaç olduğu oyları alabilmek için, Ortanın Solu’ndan Ortanın Sağı’na doğru küçük bir adım atması gerekiyordu. Bu adım ise, gidilenin kendisini katmasıyla sonuçlanmıştı. CHP artık siyasi kaygılarla değil, iktidara gelmekle meşguldü. Bu yüzden siyasi açılım yapmaksızın Kürtlerle, Sol’la, Sağ’la, Din’le müzakere yollarını hep acık tutmuştur. Bu CHP’nin kuruluş felsefesine de denk düşüyordu: CHP, Jön Türklerin devamı olan ve din, dil, sınıf, mezhep vs. tanımaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ideolojik bir formasyona sahip. Bu CHP’nin, Deniz Baykal’dan daha iyi, yani sınıf ilişkilerini bilen, ancak devletin varlığını sınıf üstü ilişkilerde arayan bir siyasetçiyi bulması mümkün değil. CHP, Deniz Baykal sayesinde, hiç bir siyaset adamının beceremediği ölçüde, Siyasetsiz, ideolojisiz, Türkiye’nin en önemli partisi kalmayı becerdi. Bu yüzdendir ki, CHP`ye karşı siyaset sahnesine çıkmak Siyasi, İdeolojik bir uçluğu zorunlu kılıyordu. Deniz Baykal’ın şanssızlığı, AKP’nin hem ideolojik uç olabilme potansiyelinde hem de MHP’nin ve Kürtlerin mülayimleşmesinde.
Hanna Arendt, Siyaset’in anlamının özgürlük olduğunu yazıyor. Özgürlük ise ancak coğrafi, hukuki bir sınır çerçevesinde mümkün. Aidiyetsiz bir Özgürlük Arendt’çe mümkün değil. CHP bugüne kadar Aidiyetsizliği en iyi temsil eden, en iyi politize eden siyasal bir güçtü. Bu güce karşı gelmek CHP`yi değiştirmek anlamına gelir ki, bu şu anki durum itibariyle mümkün görünmüyor.
Tan Demir
Politika
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.
-
hasever * yazdı Tarih: 25.05.2010 11:25
Tan Demir "yıllar sonra" yeniden "aktif" olarak aramızda. Ve fakat nefis bir CHP ve Baykal yorumuyla. Bu, benim, Deniz Baykal ve CHP hakkında bugüne kadar okuduğum en derinlikli ve çarpıcı Baykal-CHP yorumu.
Eline ve beynine sağlık sevgili Tan Demir.
Bu vesileyle Baykal'ın gidişi hakkında bir iki kelam etmek istiyorum ama daha önce Tan Demir'in iki tespitini öne çekmek istiyorum:
- CHP, Jön Türklerin devamı olan ve din, dil, sınıf, mezhep vs. tanımaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ideolojik bir formasyona sahip.
- CHP, Deniz Baykal sayesinde, hiç bir siyaset adamının beceremediği ölçüde, Siyasetsiz, ideolojisiz Türkiye’nin en önemli partisi kalmayı becerdi.
Bu değerlendirmeleri çok değerli buluyorum. Bütün bunlardan sonra Deniz Baykal'ın "yatak odası" görüntüleri ile siyaset sahnesini terk etmesini ise ilkelliğimizin bir göstergesi olarak değerlendiriyorum. Deniz Baykal açısından durum kabul edilebilir olmak zorunda. Çünkü o, siyasetini yaptığı “ortamın” kurbanı oldu. Ama durum orada kalmıyor. Baykal üzerinden hepimize uzanan bir köprü var; çünkü insanız. Baykal’a veya bir başka “hoşlanmadığımız” zata yapılması, durumu kabullenir “kılma” riskini içerdiği için vurgulama ihtiyacı duyuyorum.
Yine de “istifayı” çok “hızlı” ve bir tarafıyla kuşkulu buluyorum. Acaba açıklanan, açıklanmayanın yanında çok mu “belden aşağı” kalıyor. Bu görüntüler sayesinde hayatlarımıza dair çok daha önemli gerçekler karanlıkta mı bırakıldı?





