“Karı Boşamak” ve “Gandi Kemal”e Dair

Yorum Hasever

Deniz Baykal’ın postunu terk etme hızı, benim coğrafyamın siyaset ananelerine uygun değil. Kim ne derse desin, hangi film oynatılırsa oynatılsın, Baykal’ın siyaset sahnesini terk etmesi, insanlara servis edilen filmden çok daha “uzun metrajlı” bir  planın neticesinde olmuştur. Ve fakat bunu şimdilik bilemiyoruz. Bunu, sadece Baykal’ın hızlı gidişinden değil, aynı zamanda CHP’nin, yine coğrafyamın siyaset ananelerine ters bir şekilde, “yek vücut” kalmasından da çıkarabiliyorum. Bir lider bu kadar mı sevilmez(miş). Bir lider bu kadar mı örgütsüz(müş). Bir lider bu kadar mı yalnız(mış).


 “Karı Boşamak” ve “Gandi Kemal”e Dair

 “Karı Boşamak”

 

“Bekara karı boşamak kolay” diyen birini dinlemek zaman israfı değil midir? Bu kabalıkta bir “atasözünü” diline dolamış ve her fırsatta onu kullanmakta beis görmeyen bir başbakan, acaba nasıl bir ülkenin başbakanıdır! Evet, kabul, artık bu tür “memuriyet”ler için “asgari bir cehalet” şart ama bu denli bir kabalık da o ülkenin insanlarına bir hakaret değil midir! Neresinden bakılsa mide bulandıran, her türlü çirkinliği içinde barındıran; kaba bir erkeklikten, pervasız bir güç gösterisine kadar her türlü nezaketsizliği içeren bu “atasözü” niye ve ne niyetle bu kadar sık kullanılır. Türk burjuva siyasetinin, en azından burjuva nezaketini göstermesi gerektiği beklentisi içinde olmak, ondan çok şey mi istemektir!

 

Bir insanın dili, onun siyasetinden, muktedirliğinden, memuriyetinden ve rütbesinden çok daha önemlidir. Bir insanın kullandığı kelimeler, onun düşünsel arka bahçesinin çeşitliliğini veya çoraklığını yansıtır. Günlük yaşantısında nezaket ve incelikten uzak olan biri veya birileri nasıl olur da bir ülkenin sorunlarına çözüm olma iddiasında bulunur. Bir ülkenin sorunları asgari bir edep gerektirmeyecek kadar değersiz midir? Eğer öyleyse bu zatların kıymetleri nerelerinde gizlidir.

 

İddia ediyorum. Günlük yaşantısında “karı” demeyen biri, politik söylemlerinde de “karı” demez. Mesele “karı” kelimesinin kendisinde değil aslında. Can Yücel’in dediği gibi “Kelimelerin günahı yoktur.” Lakin kirletilmiş, ayağa  düşürülmüş bir kelime üzerinden ve hem de kadınları aşağılayarak ve yetmez, yontulmamış bir erkekliği iktidara oturtarak cümleler kurmak kimsenin haddine değildir. Türk başbakanına birilerinin anlatması gerekiyor. Boşanmak sadece erkeğin tasarrufunda olan bir eylem değildir.  Eğer o sözü atalar söylemişse bilinmelidir ki o atalar yanlış söylemişler. İnatla ve bıkmadan o hatada ısrar etmenin manası ne? Ve sonra, “bekara boşanmak kolay” demenin zorluğu nedir? Neden bu kadar sade ve kimseyi kırmayan bir nezaket gösterilemez. Kaldı ki bütün ilişkiler “evlilik” üzerinden mi tarif edilmek zorunda. Biliyorum, bu sonuncusu, inatla “karı” diyen birinin düşünsel ve ruhsal gelişmişliğini aşan bir görgü gerektirir ama ben o değilim ve onun “gerçekliğinde” cümle kurmak zorunda değilim.

 

Şimdi bütün bunlardan sonra, İran-Brezilya arasında varılan zenginleştirilmiş uranyum takasını anlatan birinin sözlerinin anlamı var mıdır? Ve yine bütün bunlardan sonra Filistin için “adalet” isteyen birinin istediği adaletten medet umulabilir mi? Büyük sorunların ve büyük cümlelerin arkasına sığınan bu “cüce ruhlu” insanların, hangi coğrafyaya ve hangi çapla huzur getirebileceklerini düşünebiliriz. Geçiyorum...

 

"Gandi Kemal"

 

Deniz Baykal’ın postunu terk etme hızı, benim coğrafyamın siyaset ananelerine uygun değil. Kim ne derse desin, hangi film oynatılırsa oynatılsın, Baykal’ın siyaset sahnesini terk etmesi, insanlara servis edilen filmden çok daha “uzun metrajlı” bir  planın neticesinde olmuştur. Ve fakat bunu şimdilik bilemiyoruz. Bunu, sadece Baykal’ın hızlı gidişinden değil, aynı zamanda CHP’nin, yine coğrafyamın siyaset ananelerine ters bir şekilde, “yek vücut” kalmasından da çıkarabiliyorum. Bir lider bu kadar mı sevilmez(miş). Bir lider bu kadar mı örgütsüz(müş). Bir lider bu kadar mı yalnız(mış). Eğer hal böyleyse, demek ki CHP’de “Lider Sultası” yokmuş. Bir sulta ne kadar “kağıttan kaplan” olursa olsun, bir günde hem de arkasından tek bir cam kırığı bırakmadan yıkılıp gitmez. Mantık silsilesine uygun değil. Yine de olan olmuş, Türk burjuva siyaseti bir evladını yemiştir; yasını tutacak değilim...

 

Baykal’ın yerine CHP postuna, el ve gönül birliğiyle, getirtilen Kemal Kılıçdaroğlu, daha posta oturmadan, İstanbul basınından Gandi (orijinali Gandhi) lakabını aldı. Ne de olsa yiğit "erkek" lakabıyla bilinir! Erkek diyorum zira Gandi Kemal, Tayyip Erdoğan’a yüklenirken, hiç de yabana atılmayacak bir “erkeklik” vurgusu yaptı. Nedir bu erkeklerin erkekliklerinde buldukları cevher, bir erkek olarak, bir türlü anlayamıyorum. Bir insanın sözünde durması için “er” mi olması gerekir! Bir insanın insan olması için “erkek” mi olması gerekir! Bir insanın başkasının kuyusunu kazmaması için “adam” mı olması gerekir! Biliyorum, Türk burjuva siyasetini fersah fersah aşan şeylerden bahsediyorum. Ama ben onların gerçekliğine teslim olmak zorunda değilim.

 

Gandi Kemal’den, aklı başında hiç kimse, kapitalizme bir çare bulmasını beklemiyor(du). Kaldı ki CHP’nin başına gelmeden evvel bürokraside denenmiş bir kişiden “devrimci” bir atılım yapması da beklenmiyor(du). (Bürokratlarla köylüler birbirlerine çok benzerler. Birinin dünyası tarlasının, diğerinin aklı kurumunun sınırına kadar gider) Bakmayın, kurultay salonunda “devrimci Kemal” sloganının atıldığına, aynı salonda “faşizme karşı omuz omuza” sloganı da atıldı. Kimin hangi kavramla neyi kastettiği, benim memleketimde büyük bir muamma. Herkes devrimci, hiç kimse faşist lakin bütün sorunlar olduğu gibi meydanda duruyor. Böylesine nevi şahsına münhasır bir memleket... Ne mi bekleniyordu Kemal’den? Maalesef, burjuva siyaset sınırlarına kadar çekilmiş Kürt Gerçekliği hakkındaki “siyasi” projeleri (virgül) burjuva liberal özgürlüklerin genişletilmesine dair planları ve bir iktidar tarifi... Biliyorum, Kemal’in geliş niyeti, en son, Kürt Gerçekliği’yle ilgili ama gerçekler niyetlerden icazet almazlar ve hem, bütün yolların Kürtlere çıktığı bir yerde, başka ne için siyaset yapılır ki!

 

Geliyorum Gandi’ye... İstanbul basını sever bu tür yakıştırmaları. Yalnız, Kemal’in hem İngiliz hem de Gandi olabildiği başka bir coğrafya var mıdır merak etmiyor da değilim! Kaldı ki İstanbul basını Gandi demekle, memleketin “özgürlüğüne” de halel getirmiş oldu; çünkü Gandi deyince, Gandi’nin karşısına bir de İngiliz koymak gerekecek. İster misiniz bunlar, Denizlerin, uğruna ipe gittiği “Tam Bağımsız Türkiye” mücadelesine ancak tav olmuş olsunlar. Eğer öyleyse “Eyvallah” derim ancak. Hem, Kemal, Gandi Kemal olmak için önünde sonunda ülkeden “gavur ingilizi” kovmak zorunda. Soru şu: Kimdir o “gavur ingiliz” ve zaten zamanında kovulmamış mıydı! Kemal’in kemalliğini/Gandiliğini bu soruya vereceği yanıtta arayacağım. Kayıt...  


Hasever

Zürich, 27 Mayıs 2010

“Karı Boşamak” ve “Gandi Kemal”e Dair

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.