Dersim'i CHP Bombalamış!

Dersim'i CHP Bombalamış!
Aynı salaklaşma durumunu, Recep Tayyip Erdoğan Davos'ta İsrail'e "posta koyunca" yaşamıştım. Önce bunun bir şaka olduğunu düşünmüş ama işin şaka olmadığını anlayınca da bir hafta "salak salak" dolaşıp durmuştum. Benim açımdan neresinden tutulsa içimi acıdan bir durumdu. İsrail'e karşı savaşıp hayatlarını ortaya koyan üç binin üzerinde solcunun acısı mı, yine aynı dönemde "emperyal" kentlerde beslemeye girmiş tosuncukların sefası mı yoksa kendi sürgünüme mi yanmalıydım. Birileri hem de bütün pervasızlığıyla emek çalıyor ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu. Şurada, üç adım ötede, Davos'ta bir "hırsızlık" vardı ve ben o hırsızın emeğimi çaldığını dünyaya ilan edemiyordum. Acısı hala diri...
Ahlaksızlığın ahlakı olmaz; biliyorum. Hem ahlaka teslim edilecek bir dünyamız da yok; bunu da biliyorum ama yine de "pes" demekten kendimi alamıyor. Bir ülkenin yönetimine "taşeron" olmak bu kadar sınırsız bir talan gerektirir miymiş! Dünün "kompradorlarına" dönüp özür mü dilememiz gerekiyor! Çiller'den sonra bu memlekete daha cahili gelmez dediğim güne dönüp lanet mi okumalıyım! Beynimizle dalga geçilmeyi bu kadar mı hak ettik?
Recep Tayyip Erdoğan, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı, tutturmuş "Dersim"i CHP bombaladı diyor; duy da inanma. Şimdi soruyorum: Bir. Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde "Dersim" diye bir yer var mı? Varsa hangi resmi belgeyle belgelenmiştir. İki. Biri size söylemiyorsa ben söylemiş olayım: Siz Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanısınız, meydanlarda haykırmak değil hükümette icraat yapasınız diye oradasınız. Eğer o devletle bir sorununuz varsa önünüzde iki yol var: Ya istifa eder ya da özür dilersininiz. İstifa etme sebebiniz mi? Tunceli'yi (Resmiyette "Dersim" diye bir yer yok) bombalama emri sizin oturduğunuz koltuktan çıktı. Siz bir "kabile" devleti yönetmediğinize göre, gereğini yapmakla yükümlüsünüz. Sizin, "bu işi karşı kabilenin reisi yapmıştır" deme lüksünüz yok. Özür dileme sebebiniz mi? Siz başbakansınız, başbakanlar memuru oldukları devletlerin günahlarından ötürü özür dilerler. Eğer "Dersim" için bir üzüntü içindeyseniz ya gereğini yapar ya da insanların acılarından elinizi çekersiniz. Sizin olabilir ama insanların pazarlık etmeyecekleri değerleri vardır. O değerlerden yoksun olanlar başkalarının değerlerine el uzatma hürriyeti içinde değildirler. Meczupluk varsa tedavisi siyasette değil tıbbiyede aranmalıdır. Ve o meczupluğu bütün bir ülke taşımak zorunda değildir. Bu kadar.
Ne yani "Dersim Mezalimi" Recep Tayip Erdoğan'ın mikrofonunda "oy"a, "oy"la bir hesabı olmayan pazarlıksız kalemlerden çıktığında da ise cezaya dönüşebilen bir şey midir? Bu nasıl bir haksızlıktır. Ortada bir büyük haksızlık varken bu haksızlığın ifşa edilmesinde de bir haksızlığın yaşanması nasıl bir sürekliliktir?
Türkiye'de sağ siyaset yani siyasetin hepsi, hiçbir sorumluluk duymadan nasıl bu kadar rahat davranabiliyor? "Önemli olan boy değil soy" diyen bir başbakan nasıl oluyor da "kafatasıcılıktan"m ahkum edilemiyor. Hem de nerede: Anadolu'da. Bu vesileyle yazmış olayım. Anadolu coğrafyasında soyuyla övünen biri cahil değilse salaktır. Kimin iki göbek ötesinde neyin olduğunu bilebilmesi mümkün müdür? Ve bunun bir anlamı var mıdır?
Zürich, 17 Ağustos 2010
Dersim'i CHP Bombalamış!
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.
-
hasever yazdı Tarih: 21.08.2010 10:16
Sevgili Ahmet,
1983 yılında ailecek taşındığımız Mardin'de annem hiç aklımdan çıkmayan bir söz söylemişti: "Mardin'e vardım ki kaderim benden önce gelmiş!" Yıllardır düşünürüm bu sözü... Aslında annemin kader dediği şey tam da kendisiydi. İnsan kendisinden kaçabilir mi; hele bir de içinde vicdan varsa...
Bahsettiğin kasabaya da gitsen, avrupanın ortasında her türlü dalgadan korunaklı olan İsviçre'ye de gelsen, eğer içindeki çocuğu öldürmemişsen (ki onu senden başka kimse öldüremez) o vıcdan sızısı ya da hayat suyu hep yanında oluyor. Kaçarımız yok...
-
ahmeterdogan1949 yazdı Tarih: 20.08.2010 14:39
Sırf işte bu yüzden, sürekli olarak ruhuma haksızlık edildiği düşüncesi ile zaman zaman baş etmekte güçlük çektiğim için, bir önceki yazında konu ettiğin o Anadolu kasabasına benzer biryerlere gidip, bu iki yüzlülüklerden bihaber yaşamak istiyorum. İçinde bir nebzede olsa adalet duygusu taşıyan biri için ne büyük bir yüktür bununla yaşamaya çalışmak bilirim malesef.




