Koca Dağlar Deviren "Liberal" G**ler

Hemen şunu belirtmek isterim; tarihsel ve evrensel anlamıyla Türkiye'de liberal yoktur..Herşeyi olduğu gibi bunun da anlamını kıçından alıp Alaturka hale getirdik.
Bizim ülke acayiplikler, garabetler ülkesi; Dünya'nın neresinde, tarihin hangi döneminde muhafazakarlarla işbirliğine gitmiştir liberaller? Muhafazakar-liberal yani İngilizce orjinaliyle conservative/liberal, dilbilgisinde zıtanlamlı kavram çiftlerinin ideal bir örneğidir.
Dünya iktisadi tarihi hakkında genel kültür düzeyinde üstünkörü bilgisi olan biri bile bilir ki, liberal felsefe, sermayenin önüne geleneğin/örfün/adetin çıkardığı engelleri kaldırmak için kurulmuştur..Liberalizmin varlık nedeni muhafazakarlığa karşı olmaktır..Türkiye'deki solcu eskisi bir takım yazarların "liberal" diye nitelenmesi, bariz bir bönlüğü ele verir..Bunlara muhalefet edenlerin, bu yazarlar için "liberal" sıfatını kullanması Türkiye'deki teorik özensizliğin bir başka ifadesidir..
"Liberal" sıfatı bizde özellikle sol muhalifler tarafından tarihsel/evrensel anlamıyla değil bir küfür olarak kullanılır; yani "Ermeni Dölü", "Moskof çocuğu" vs gibi..Hani insan nefret ettiği birini, ermeni olmamasına rağmen bu ifadeyi kullanarak "ad hominem" aşağılar ya, bizim solcu da sırf liberalizmden nefret ediyor diye, sevmediği herkese karşı "liberal" küfrünü kullanır..
Liberal'in temel ontolojik yapısını Marx manifestoda 150 küsur yıl önce ilan etmişti; "katı olan herşeyi buharlaştırma"ya çalışan şahıstır liberal..Peki muhafazakarın buna tekabül eden yapısal özelliğ nedir ;"buharlaşma eğilimi gösteren şerşeyi tekrar katılaştırmak" değil mi?..Şimdi bu iki taban tabana zıt zihinsel yapı Türkiye'den başka nerde biraraya getirilebilir? Kavramları piç etme konusunda üstümüze yok; Hani Erman Toroğlu gibi bir kabzımal bile sağdan soldan duyduğu "etik" kavramını alır, entellektüel görüneceğini sanarak sahada çift dalan futbolcu için "yaptığı hiç etik değildi" türü ucube bir anlamda kullanır ya, o hesap. Bir kere "etik" bir sıfat değil bir isimdir; adamlar bu temel dilbilgisinden bile haberdar değil.."Ya bunları takacak olursan, Türkiye gibi bir ülkede huzur sana haram olur" denebilir, ama Anadolu Solcusunun "liberal" sıfatını gelişigüzel kullanmasıyla, bir kabzımalın etik "ismini" kullanması arasında bir fark yok ki!.
Bu çarpıklığa benim bildiğim bir tek sevgili Uğur Mumcu'nun sevgili oğlu genç Özgür Mumcu değinmişti..
Türkiye'de, basitçe rüzgarın estiği yöne eğilmekten başka bir "meziyeti" olmayan bir takım kadrolu yazarlara "liberal" payesi vermek, onları onurlandırmak, buna karşın kendi kendini ayağından vurmak, gerici ideolojik hegemonyanın kuruluşuna örtük destek vermektir..Sözkonusu yazarların hiçbiri "liberal" sıfatını, solcuların sandığı gibi bir küfür olarak algılamazlar, tam da yaratmak istedikleri imaj budur..Liberalizm bu kadar ucuz mu? John Locke'lar, David Hume'lar, Voltaire'ler, Tocqueville'ler, Robespierre'ler; arkada koca bir külliyat var, bizim esnaf köşecilerin hangisi bu külliyata hakim?
Anadolu solcusu, liberalizme olan tarihsel nefretinin reaktif itkilerine teslim olarak, çok kilit bir kavramın radikal bir biçimde yanlış kullanılmasına izin veriyor, kavramların yerli yerine oturması bu reaktif tavır yüzünden imkansız hale gelince de, muhalefet yaptığını sanarken düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor..
Sosyalist Sol, liberalizmin tarihsel anlamının göz göre gaspedilmesine müdahale edemediği için yaşadığımız konjüktürdeki misyonuna da farkında olmadan ihanet ediyor.
Sosyalistlerin sonal hedefleri bellidir; kimseye kendi içtenliklerini ispatlamak zorunda değilllerdir..Ama sosyalist mücadele başından sonuna ileri doğru çizilen dümdüz bir çizgi midir? "Ben sosyalistim, liberalizmin namusunu savunmak benim işim değil" tavrı, sosyalizmin kitabına uyar mı?
Liberalizmin tarihsel anlamını restore etmek liberalizme teslim olmak anlamına gelmez. Mevcut konjüktürde birileri liberalizmin tarihsel anlamını gasp ederek feodal güç ilişkilerini yeniden ikame etmeye çalışıyor, solun tarihsel görevidir bu eğilime karşı durmak. Tamam biliyorum Ortodoks marksizmin çizgisel, kutsal 5'li şablonu -ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist- günümüz dünyasının üretim modelini açıklamak için yetersiz..Post-modern dünyada, 5 üretim modeli yanyana varolabiliyor; kapitalizm, despotizmden feodalizme her türlü kültürel yapıya çok kolay eklemlenebilme kapasitesinde olduğunu gösterdi. Hatta sosyalizmle tarihsel mücadelesi sonucunda çıkardığı dersler sayesinde, o mücadele içinde kaybettiği mevzileri yeniden kazanabilmek için despotik rejimlere çok daha kolay entegre olabildiğine tanık olduk; Çin'in durumu ortada; Zizek'in dediği gibi Çin kapitalist ütopyasının gerçekleşmiş halidir. Batı'da işçi sınıfının tarhisel mücadelesi sonucunda elde ettiği kazanımların tamamen sıfırlandığı, dikensiz bir sermaye bahçesi..
Benzer bir şablonun bütün 3.dünya için uygulanmak istediği söylenemez mi? Artan vahşi küresel rekabet koşullarında "bir ülkenin daha" kapitalist üretim modelinin tarihsel resmi felsefesi liberalizmin kriterlerine göre pazarda yeni bir aktör olarak belirmesinin, dünyanın köşelerini tutmuş olanlar tarafından pek de istenmeyeceği açık olsa gerek. Hesap basit; ortadaki pasta büyümeden paylaşmak isteyen çoğalırsa dilim küçülür.
Bunları, sosyalist taleplerin yerine konjüktürel bir liberalizm savunusu adına anlatmıyorum tabii ki. Aksine Kapitalist gelişme yolunda bizim gibi treni kaçırmış olan ülkelerin liberalizm sayesinde arayı kapamasının artık mümkün olmadığını, kapitalist yolun önden gidenler tarafından çoktan kapatıldığını ileri sürmek için anlatıyorum.
Bize bunun tam aksini vaazedenlerin, saftirik bir neo-osmanlı hayali peşinden koşanların ve işbirlikçilerinin mışıl mışıl uyumamız için anlattıkları masalın, kendini aydın sananları kazıklanmalarını sağlamak için ördükleri ideolojik hegemonyanın, nasıl koca bir mit olduğunu göstermek gerekiyor; bunun yapılabilmesi için de kavramların tarihsel anlamları yerli yerine oturtulmak zorundadır.
Batı'nın denk güçler dinamiğinde 400 küsur yıl boyunca kurumsallaştırdığı liberalizm kriterleri, 3.dünyanın bir heyula gibi belirdiği ve güçler dengesini allak bullak ettiği günümüz dünyasında artık uygulanamaz. Zira sözkonusu olan bir İngiltere ile Fransa'nın rekabeti gibi denk güçlerin mücadelesi değildir; Süpermarket ile Kahraman Bakkal'ın mücadelisidir. Sermayenin ilkel birikim aşamasındaki gereklerine göre oluşmuş liberalizm, küreselleşmiş ve konsolide olmuş sermaye aşamasında bir mitten başka birşey değildir..Ama onun artık ancak bir mit olduğunun gösterilebilmesi, tarihsel anlamının restore edilmesi ile mümkündür.
Liberalizmle yeni bir Amerikan rüyası vaaz edenlere "Amerikanın kendisinin o rüyayı artık bir kabus gibi yaşadığı bir devler arenası haline gelmiş olan dünyada, o devler senin elini kolunu sallayarak liberal gelişim çizgisini takip etmene izin vermez, kendi ajandalarına uygun olarak, işbirlikçileri olacak bir despotu yeğlerler" diyebilmeliyiz. Vaazettikleri liberalizmin ambalajlanmış bir despotizm olduğunu gösterebilmeliyiz. Liberalizmi bir havuç gibi kullananların gerçekten liberal olduklarını kabul ederek, masalın yayılmasına katkıda bulunuruz sadece.
Liberalizm mi diyorsun? Liberalizmin çıktığı tarihsel koşullar bunlardır ve "başarılı" olmak için yaptıkları da şunlar. Şimdi sizin göklere çıkardığınız AKP'de bunların hangisi var? Bir kere liberalizm sermayeyi "ancient regime"in boyunduruğundan kurtarabilmek için "laissez faire"/bırakınız yapsınlar düsturu ile kendini kurmuştur. Bir heykele, yuhalamak gibi bir temel protesto eylemine, yumurta fırlatmaya bile tahammülü olmayan feodal zihinler nasıl olacak da liberalizmin temel düsturuna göre hareket edecekler? Feodal derebeyi, sermayenin büyümesi ile ilgili değildir; o mevcut güçler dengesinde sabit bir arpalığı garantiye alıp, rantiyesinin devamı için tebası üzerinde mutlak otorite kurma derdindedir. Her türlü "laissez faire" talebini, tımarına bir tehdit olarak algılar; o yüzden nereye baksa bir bozguncu, bir düşman görür.
Şimdi, ilgili sosyal bilimler disiplinlerinden birinde birinci sınıf öğrencisi olmayı geçelim , ortaokul, lise yıllarını meraklı bir öğrenci olarak geçirmiş, temel genel kültür bilgisine sahip ortalama birinin bile az çok bildiği, insanlık tarihine yönelik bu temel bilgiler ortada dururken nasıl oluyor da bir takım solcu eskileri, liberal postuna bürünmüş bildiğimiz feodal derebeylerinden bir özgürlük savaşcısı yaratabiliyorlar? Daha da ilginci, ciddi bir aydın kitlesi de bunların arkasına takilabiliyor? İşte bu yazıyı kaleme almaya vesile olan sorular bumlardır.
Yanlış bir biçimde "liberal" diye sınıflandıran yazarların iki alt türü bulunuyor galiba; ilki bildiğimiz, kendi çıkarı peşinde koşan, satılık kalemler: birileri ne yazmaları gerektiğini bildiriyor onlar da yazıyor ya da ne yazarlarsa ödüllendirileceklerini görüp yazanlar.
Bir de galiba, varlıklarından bir hayli kuşkulu olsam da, gerçekten samimi olanlar, yani liberalleşmeye, temel hak ve özgürlüklere gerçekten inanan ve onun için mücadele ettiğini sananlar.
Altangiller familyasından Ahmet'in bizzat kendi rol modeli RTE tarafından dava edilen yazısını okuyunca aklıma bu soru geldi; "yahu bu adam yoksa gerçekten saf bir şekilde bir feodalın liberal olabileceğine mi inanıyordu da, takke düşüp kel cascavlak ortaya çıkınca kendine geldi?"
İlgili yazıya şurdan ulaşılabilir;
http://haber.gazetevatan.com/Haber/353475/1/Gundem
Feodal beyin devirdiği çamlar artık savunulamayacak kadar çoğalınca kendi liberal zevahirini kurtarmaya mı bakıyor, "Bakın ben herkese eşit duruyorum, amacım feodal beyleri savunmak değil, ben evrensel liberal değerlerin savunucusuyum" demeye mi getiriyor yoksa hakikaten inandığı değerlerin ugulayıcısı olarak içtenilkle bu feodal beyi görüyordu da, şimdi ihanete uğradığını mı düşünüyor bilmiyorum ama şurası kesin; Altangiller familyası olmasa bile, Kemalist statükoya karşı sol-liberal değerleri bir feodal beyin savunabileceği saftirikliği içinde olan azımsanmayacak bir aydın kesim var. Bunların saflığı yüzünden Refarandum 'da evet çıkmasıyla ülke çok tehlikeli bir eşiği geçti; Anayasa değişikliğinin getireceği sonuçları bir yana bırakalım, bir güven oylamasından başarı ile çıkmış olmanın verdiği ivmeyle bir 5 yılı daha garanti altına aldılar; o 5 yılın Türkiye'nin en zorlu 5 yılı olacağından kuşku duymuyorum.
Teorisizlik öldürür..Vitaminsizlik gibi..
Temel teorik bakışı ihmal edip, reel politikanın tozu dumanı içinde debelenip durmayı, rastlantısal, kanısal, izlenimsel sepkülasyonları Marxist politika yapmak sananlar, herhangi bir rasyonalist uslamlamaya dayanmadan, "düşmanımın düşmanı dostumdur" sığlıyla tavır geliştirenler, ortaya çıkan bu sonuçta pay sahibidirler.
Teori ne işe yarar diye sorulur çoğu zaman; teorinin, işte tarihin içinden geçmekte olduğumuz türden bu kırılma noktalarında "Kemalist statükoyu yıkıyor, demokratikleşiyoruz" iddiaları eşliğinde g**leriyle koca dağlar deviren saftirik "Güzel Ruh"lar olunmasını önlemek gibi "minik" bir işlevi vardır; "Ooops, Ay Pardon..Koca bir ülkeyi 200 yıllık Aydınlanma projesinde kazandıklarını yokederek gerisin geri Feodalizmin karanlığına attık tekrar. Söz bir dahaki sefere daha dikkatli olacağız"
Perestorayka ve Glasnost kavramlarını hatırlıyoruz değil mi?. Onlarla birlikte akla gelen, SSCB gibi bir dağı devirmiş g*t'ü de? SSCB'deki o dönemle kendi ülkemizde yaşananlar benzemiyor mu?
SSCB'nin bir yenilenme geçirmesi gerekiyordu kuşkusuz..Tıpkı Kemalizm gibi. Ancak olanı ortadan kaldirdıktan sonra yerine ne geleceğini bilmeden herşeyi yerle bir etmeye, iyi kötü Türkiye'nin Aydınlanma projesi olan Kemalizmin kazanımlarını yoketmeye kalkarsan, göle maya çalıp tutmasını beklemiş olursun, devrimci değil. Gölün maya tutmayacağı gibi temel bir uzgörüye sahip olmak için de teorik gözlük gerekir, iyi niyet ya da bir "Güzel Ruh" sentimentalitesi değil.
Yetkesini ulvi bir kaynaktan aldığını , dolayısıyla Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kendisinden başka herkesin yanıldığını düşünen bir zihniyet, olası hiçbir evrende, zaman ve mekanda liberal olamaz. Marxist literatürün bu temel dersini unutanlar utansın..
Bu temel "teorik" dersi öğrenmek için Batı'nın 1000 yıl harcaması gerekti.
Türkiye solcusunun kendini liberal sananları, bu çok zor öğrenilmiş en temel uygarlık dersini bile alamamış "Güzel Ruh"lar, ya da çok kolay kandırılıp dağa kaldırılan "Polyanna"lardır; herhalde bundan sonra hiç olmazsa zevk almaya bakarlar artık..
Önder KURT




