Engin Bey’e Açık Açık Mektup Hem de İnternet Eliyle

Engin Bey’e Açık Açık Mektup Hem de İnternet Eliyle
Kadınlar, ah solcu kadınlar! “Dokunsan diş acıtır / Dokunmasan vatana ihanet.” Kral da olsan, krallara imparator da olsan, hatta imparatorlara Sultan Süleyman da olsan nafile; gelir şuncacık bir kadının karşısında manasız şarkılar söyleyen ağustos böceğine dönüşürsün; dönüşürsün da derdin nedir soran olmaz.
Kaç kişisiniz? Bu acıyı, ruh üşümesini, kuş palazını, kepekli öksürüğü ve kaş ezilmesini yaşayan kaç kişisiniz. Çok değil; şu koca dünyada topu topu üç kişisiniz: Biri sen, biri Terluskoni, biri de adını unuttuğum o profesör. Tıbbın bir teşhisi yok; çaresiz. Sizin bir dermanınız yok; çaresiz. Tanrının gönlüne hoş gelse, isyan edeceksiniz ama günah, zaten siyaseten de edemezsiniz! Kader diyelim! Kaderiniz bir yazılmış; bir silinir inşallah (keşke duam kabul olsa). Yani Engin Bey, üç kişiden birisin, gerisi yalan.
Şimdi çoğu insan şöyle düşünüyordur: Yahu adamın (senin yani; nezaketsizlik onların benim değil) keyfi yerinde, köşesi geniş, harfleri bol, suyu yanında; yediği önünde, yemediği yok; e o zaman nedir sıkıntısı? Bilmezler hocam, vallahi bilmezler. Misal, Terluskoni. Adam, Kitalya’nın sahibi hem de tapulu sahibi. Düşün (sözün gelişi) adam içeri girdiğinde Romaldinyo ayağa kalkıyor; hem de hakiki Romaldinyo. Biliyorsun, o daha şu kadarcık tıfıl bir oğlanken, deniz tarafındaki kalenin ceza alanının sağ köşesinde Tunga’ya öyle bir çalım atmıştı ki, Tunga, soyunma odasında kendisini eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü. Sonra biliyorsun o Tunga, milli takıma teknik direktör olduğunda çocuğu yedek kulübesinden çıkarmamıştı. Hatta o dönem kimi söylentilere göre, takımın formalarını bile yıkatmış. Neyse konuyu dağıtmayayım. İşte o Terluskoni ki Kitalya’nın topuktan dize yekten sahibiyken bile huzursuz. Niye? Biliyorsun, solcu kadınlar. Haksız mı!
Gerçekten anlamıyorlar. Heteroseksüel bir erkek için devrim ne demek? (Sahi ne demek?) Bilmezler. Düşün, (gerçekten sözün gelişi) devrimi yapmışsın hemde öyle ufak tefeğini değil; ne küçük burjuva, ne halk, ne de köylü, bir devrim yapmışsın ki en okkalısından: Proleter devrim! Daha üstü var mı? Yok. İşte o devrimi yapmış, yani devrim sınavından “tap çekmiş”, işçi sınıfını hidayete erdirmiş, memleketi kalkındırmış; yıkamış-yağlamışsın. İniyorsun kantine (kantin nereden çıktı), o. Bir masada, oturmuş, kalın bir kitap okuyor. Kitabın adı “Memleketimden İnsan Manzaraları” (Ne lüzumu var) diyorsun içinden. “Nazım’ın dediğinden de alasını yaptık. Ne bakıyorsun o kitaba kadın, bana bak, ben devrimim!” Kadın ne dese iyi. “Ben senden hoşlanmıyorum” Bak, bak, bak. Ben senden hoşlanmıyorum, ha. Tamam erkeğiz, kalasız, kalınız ama bunun ne manaya geldiğini biliriz. Yahu bu cümlenin bir öncesi “senden nefret ediyorum” bir sonrası ise” senden baştan beri nefret ediyorum”dur. Ne yaparsın? Döner o devrimin içine tükürmez misin? Vallaha ben tükürürüm. Ya bana ne devrimden, o kadını etkilemedikten sonra.
Biliyorum sen de böyle düşünüyorsun. Yokun yok! Ama o kantin yok mu o kantin; hiç çıkmıyor aklından değil mi? Keşke yardımcı olabilseydim; ama bu kırığın çaresi yok! Engin Bey, hakikaten üzgünüm, sen çok ve derin kırılmışsın(ız). “Doğunun en namlı hekimlerini, en namlı kimyagerlerini” de çağırsam; hani Battal’ın Çin işkencesinde kırılmış bütün kemiklerini kaynaştıran o ulu, sivri külahlı hakim ve kimyagerleri, bu kırığı iyi edemezler; çare onlarda değil. (Okumaya devam...)
Sana dedim (demediysem de içimden geçti) seni anlıyorum Engin Bey. Şimdi bu unutulur mu? Nereye sultan olursan ol, hangi köşeye hangi boyalı klavyeyle bağlanırsan bağlan, bu unutulur mu? Unutulmaz. Sen de unutma. Zaten gördüğüm kadarıyla unutmamışsın. Sen, Terluskoni ve adını unuttuğum o profesör, sizler bunu unutmayın. Unutmayın ki dünyada her şeyin size ait olmadığını her an hatırlayabilesiniz.
Diyeceksin ki ne yapayım? Bir çare yok mu? Var!
Ben sana anlatıyorum, sen de diğer ikisine ikisine anlat (Anlatabilirsin değil mi?). Sana bir adres vereceğim, oraya gideceksin. Oraya giderken yolda gördüğün her kadından (büyük, küçük, çoluk, çocuk) özür dileyeceksin. Hatta istersen şu kalıbı kullan “Bacım özür dilerim.” Korkma, hiç bir kadın sana, “bana ne yaptın ki demeyecektir.” Biliyorsun (sözün gelişi) bir erkeğin bir kadından özür dilemesi için illa (kötü) bir şey yapması gerekmez. Her erkek, doğuştan kadınlara karşı özür borçludur (Kaldı ki ben Hikiliks’in henüz açıklamadığı belgelere ulaştım, senin borcun bini geçmiş). Neyse, varacaksın dediğim yere. Orada çok değerli bir Ağabeyimiz var. Alışık olunmayan bir tarzı var ama güven, sizi “adam” eder (inşallah yani). O sizi tutup fezaya gönderecek (Bedava; seversin! Biliyorsun, bunun için servet dökenler var). Ve bu seferlik kırmadı, benim önerdiğim bir kitabı ödev verecek: Türlerin Kökeni (Yanlış anlama ha, “Türklerin” değil) İşte o kitabı üçünüz de kelime kelime çalışacaksınız. Usturuplu birer özet çıkaracaksınız. Eğer ödevlerde bir benzerlik olur... Ya yok yok, bu zor oldu. Üçünüz bir özet çıkarın yeter. Dönüşünüzde özeti okuyacağız eğer beğenmezsek bu sefer, o değerli ağabeyimiz ne derse o olacak.
Anlaştık?
Şimdi şöyle yapacağız. (Biraz da) Atraksiyon olsun diye adresi beyaz harflerle yazacağım. Diyeceksin ki nasıl okuyacağım? Az'bi emek/çaba diyeceğim ama neyse, yine de tüyo vereyim: Ekranı ateşe tutacaksın.
Ateşte görünmedi değil mi? Karıştırmışım, sanırım o soğan suyuyla yazılıyordu. Ama sen de markaja almayı akıl etmişsin. Ya yoksa ben sana haksızlık mı ettim? Ha adres, değil mi? Ağabeyimiz’den isimlerinizi saklamıştım ama en nihayetinde açıklamak zorunda kaldım ve korktuğum başıma geldi. Ağabeyimiz, “o üçünden sinek üçlü bile olmaz” dedi ve kabul etmedi (niye “sinek” dedi de başka bir şey demedi bilmiyorum; bu tür vakalarda çok deneyimli olduğu için Ağabeyimiz’in hikmetini sorgulamıyoruz); kusura kalma adresi veremiyorum. Ne diyeyim, “Gök Tanrı size sıhhat vere! ”
Not 1: Engin Bey, soyadınızı bilerek kullanmadım. Eski, çok çok eski bir Min atasözü der ki -atıyorum- (Bu sözü Min KP’sinde bile bilenlerin sayısı şuncacıktır zira onlar şimdilerde ticaretle meşguller): Mevzide çömelmek korkaklık değildir.
Not 2: Yazının altındaki imza yıllardır yazılarımda kullandığım imzamdır; yani size karşı herhangi bir illegalite yok!
Not 3: Karalamalar için kusura kalmayın. Sizi yazıyorum diye deletesi olmayan bir klavye kullandım. Yine çok çok eski bir Min atasözü “Muharriri, karaladığı cümle ele verir” der. Bedavadan bilgi, seversiniz!
Hasever
Zürich, 3 Mart 2010




