Newroz pîroz be
Kapının açıldığını duyan kızım koşa koşa yanıma geldi. Elimdeki saksıyı görünce şaşırdı, “Baba bu ne?” dedi. “Saksı” dedim. Kızım cümleleri iyice sökmüş diye düşünürken, “içinde ne var?” dedi. “İçinde mi, içinde çocukluğum var?” dedim. Cümlenin üstünde durmadı, “Bakim” dedi. Saksıyı yere koydum. Ben üstümü çıkarırken o saksıyı inceliyordu. “Bu ne?” dedi. “O mu, o işte benim çocukluğum; Pizîlaq, yani Newroz çiçeği yani İris Persica.” Saksıdaki toprağı göstererek, “buu?” diye ağız büktü, “Toprak” dedim. Önce toprağı, sonra ürke ürke çiçeği elledi. Küçük, düzgün parmakları çiçeğe dokunur dokunmaz, Pizîlaq keskin bir laciverde dönüştü; büyüdü büyüdü büyüdü bizi gölgesine aldı. Toprak, koyu mavi bir deniz oldu; köpük köpük kıyılarını okşadı. “Hadi kızım” dedim, “onu ve denizini güneşi görebileceği bir yere koyalım.” Kızım bir ucundan, ben diğer ucundan saksıyı taşıyorduk ki, yukarıdan, merdivenlerin başından annemizin sesi geldi: “Dikkat edin, dünyayı düşürmeyin”. Düşürmeden, dünyayı aldık pencere önüne koyduk. Kızım, “baba, telefonun çalıyor” dedi. “Çalsın” dedim “işten sonra açmıyorum.” Fakat telefon susmuyor; bir, iki, ...
Uyanıyorum, mesai saati...
Newroz pîroz be
Nice Newrozlara
Zürich, 18 Mart 2011





