Haber bu kategoriye: Seyahat
İç Anadolu - 1 (Seyahat)

1990 yılı baharında, leyleklerin kanadında henüz çöl tozu varken,
Haymana ve Haymana Oyaca’ya yaptığım arkadaş ziyaretleri, daha sonra,
içinde yüzeceğim deryaya dair, bana, düşün mutfağımda kullanacağım bir
sürü veri sundu. Ankara’dan Konya’ya giderken, Konya Yolu’nun
Gölbaşı’ndan önce sağa uç verdiği dalın üzerinde yaprak açmış olan bu
iki yerleşim yeri, o zamanlar Başkent’e yaklaşık elli-altmış kilometre
uzaklıktaydılar. Şimdiyse, Ankara’ya bir hayli yaklaştıkları söyleniyor.
Bu da, bize benzeyen, bizim şehirleşme hikayemiz. Şehirleşmemiz,
“olmaktan” çok, “yutmak/yutulmak” şeklinde tecelli ediyor (hala).
İç Akdeniz - İkinci Bölüm (Seyahat)

Ermenek’ten çıkıyorduk. “Sayende Ankaralı da olduk” dedim, arkadaşa. “Malzeme demiyor muydun, daha ne istiyon! Ankaralı demesem, Miralay Onbaşı Hacı Amca’nın, hikayesini nereden bilecektin?” “Miralay Onbaşı! Şimdi mi uydurdun bunu.” “Yazarsın. Bu da benden olsun.” “Askere kötü davranmadığını mı!” dedim, övgümün üstünü bir an önce kapatmak isteyerek. İkimiz de gülmeye başladık, simitçiden sonra Miralay Onbaşı iyi gelmişti. “Bakma sen, fukaranın tekidir.” dedi arkadaş. “Karısı öldükten sonra çocuklar yanına almadı; dükkanda, orda burda yaşıyor işte.” Sıcak daha fazla konuşmaya mecal bırakamıyordu.
İç Akdeniz - Birinci Bölüm (Seyahat)
Çoğu Anadolu kasabasını, kasabanın tepesinde yıkık bir kale veya içinde yıllanmış bir çınar ağacı yoksa, daha dün kurulmuş sanırsınız. Ne bir bina, ne bir yol ne de bir kaldırım geçmişe alıp götürür sizi. Her yerde, birbirinden ve dünden kopuk, demincek çatılmış sıvasız duvarlarıyla evler çıkar karşınıza. Kasabanın bir meydanı ve meydanın bağlandığı yollar olmadığından, nereye giderseniz gidin bir soluksuzluk hali bulur, tabeladan bunalmış caddeyi, ki genellikle bir tanedir ve kasabayı, sağlı sollu veya altlı üstlü ikiye böler; dışarıya taşmış tezgahlar ve her köşe başını tutmuş seyyar satıcı tablalarından tıka basa dolu görürsünüz.




