318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)
82 Anayasası ve Windows İşletim Sistemi
hasever
Birbirlerine çok benziyorlar. Bunu yazmakla hangisini övüyorum bilmiyorum. İkisi de 80’lerin başında piyasaya çıkıyor ve yine ikisi de ABD menşeli. Yamalı olmaları ayrı bir hikaye ve bu yamalara rağmen inatla hayatta tutulmaları ise apayrı bir hikaye. Biri meşruiyetimizi diğeri ulaşılabilirliğimizi kontrol ediyor. Kontrolden geçen biz, her ne hikmetse dönüp kontrol edicilerimizden esaslı bir yoklama alamıyoruz. Sebep mi? Muhtelif. Bu babımız 82 Anayasası ile Windows İşletim Sistemi’nin ortak çağrışımları üzerine olacak.
''Hepsini Öldürün!''
hasever
1960'lı yılların ikinci yarısından '70'li yılların ortasına kadar sürmüş bir furyadan arta kalan iki kelime: "Hepsini Öldürün!" Sinema yönetmeni, seyircisine karşı o denli büyük bir güvensizlik içindedir ki, ona "Doğru'yu göstermek için neredeyse sinema perdesinden fırlayıp, salonun ortasında bas bas bağırır: "Ey seyirci bakın bu kötü, hem de çok çok kötü" Yine de seyircinin mesajı alıp almadığı muğlakta kalır. Neylersin, bu da "sanatçının" evvel ahir kederi olsa gerek. Hayat devam eder ve bir kuşak, memleketin en karışık olduğu dönemlerde, arka sokak sinemalarda oynayan Malkoçoğlu, Battal Gazi ve Kara Murat efsaneleriyle büyür.
Warum die Eile?
Hasever

İşe ender geç
kaldığım bir sabah, lüks bir saat dükkanının camekanında gördüm. İşi
zaman ölçmek olan İsviçreli bir saat markası için ironik, belki de
yerinde bir soru. Nedir bu telaşımız? Her sabah, uykunun en kıymetli
olduğu kıyılardan kalkıp, griye ve soğuğa batmış binaların arasına mısır
tohumu gibi saçılmamızın sebebi nedir? Hayatlarımızı mı kazanıyoruz?
Hayata dair ne kaldı ki ellerimizde? “Hız, hız daha fazla hız” diyen
kapitalist metropollerde bir beyhudenin peşinde sürüklenmiyor muyuz?
Dursak, bir anlığına da olsa durdursak film makinesini ne görürüz
ekranlarımızda.
Yedi Hamal Bir Bayram: Houtomal

Haydar Karataş
Rivayet o ki, kış denen büyük zulüm gelip Mart ayına dayandığında, artık onu taşımaya kudreti kalmazmış tanrının. İşte o vakit yedi tane hamal kışın geri kalan, artık karların eridiği, derelerin çağladığı, mereklerde hayvanların yiyeceği otun kalmadığı, evlerde un çuvallarının, bulgur torbalarının, tere yağı, çökelek kaplarının dibinin görünmeye başladığı anda, yedi hamal çıkıp kışın geri kalanını sırtlarına alıp, bahara çıkarırlarmış. Ama bu böyle olur mu? O karlı dağları sırtına almış bu yedi hamalın ya takati biterse? Bu sebeple onları aç bırakmamak lazım?
"Bir Bilim Adamı Niye Tanrıya İnanır?"
Hasever
Dersimiz boştu. Ankara Atatürk Lisesi’nin Strazburg Caddesi’ne bakan bloğunun ikinci katındaki sınıfımızda envai çeşit toz uçuşuyordu. Birden kapı açıldı ve o girdi içeriye. İçeriye giren, diğerlerinin değil ama biz yatılı öğrencilerin yakından tanıdığı biriydi. O, biz yatılılardan sorumlu, her eğitim yılı açılışında, kelimesi kelimesine aynı konuşmayı yapan, branşı fizik olduğu halde dini bütünlüğüyle tanınan müdür muavinimizdi. Demek o gün kat görevlisiydi. Söz nerden açıldı hatırlamıyorum. Bir ara kendimizi Kepler’in dünyasında bulmuştuk. Bir fizikçi için bunda şaşılacak ne var diyebilirsiniz ama mevzu fiziği paravan kullanacaktı;
Cemaati Ölmüş Cami!
Hasever

Göğün rengi yoktu o gün. Boş gözlerle bakıyordu Elezîz toprağına. İnsanlar ölüyordu kerpiç damların altında kalarak. İnsanlar ki 21. asra kapak atmış ömürlerine güveniyorlardı. Ama fay hattının yanı başına kurdukları ilkel damların altında kaldılar. Akabinde arzı endam eyledi sadrazam efendi “Kerpiç” dedi. “ Kerpiç öldürmüş.” Hepimiz hep beraber bakakaldık. Dumura uğramış beyinlerin kuraklığında ot bitmez ya, belli ki buna güveniyor. Zaten benim coğrafyamda trafikte canavar, depremde bina öldürür. Velhasıl fail yoktur ortada. Yalan söylüyorlar. Çok yalan söylüyorlar.
318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)