318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)
Dağ Deviren / Bir 13 Eylül Hikayesi (Öykü)
Hasever
Cemseler okulda olduğumuz zaman köye doluştuğunda kaçacak yerimiz yoktu.
İki odalı köy ilkokulumuzun bir sınıfı 1-3’lere, diğeri 4-5’lere
ayrılmıştı. İki öğretmenimiz vardı. Biri Konyalı, hafif alık; diğeri
Bursalı, yanağında kocaman bir yarık. Bursalı olan benim de
öğretmenimdi. Güzel bir insandı ve kapı komşumuzdu. Küçük kızına çok
dadılık yaptım. Aksi gibi, küçük kız “abomu” çok severdi. Öğretmenim,
akşam, komşulara misafirliğe gidince yerine beni bırakır bense “el
mahkum” görevi devralırdım. Vazife her zaman sıkıcı değildi. Paltonun
evde bırakıldığı akşamlarda, gider cepte duran Not Defteri’ni alır,
sayfaları tek tek kontrol ederdim.
Newroz pîroz be

Kapının açıldığını duyan kızım koşa koşa yanıma geldi. Elimdeki saksıyı görünce şaşırdı, “Baba bu ne?” dedi. “Saksı” dedim. Kızım cümleleri iyice sökmüş diye düşünürken, “içinde ne var?” dedi. “İçinde mi, içinde çocukluğum var?” dedim. Cümlenin üstünde durmadı, “Bakim” dedi. Saksıyı yere koydum. Ben üstümü çıkarırken o saksıyı inceliyordu. “Bu ne?” dedi. “O mu, o işte benim çocukluğum; Pizîlaq, yani Newroz çiçeği yani İris Persica.” Saksıdaki toprağı göstererek, “buu?” diye ağız büktü, “Toprak” dedim. Önce toprağı, sonra ürke ürke çiçeği elledi. Küçük, düzgün parmakları çiçeğe dokunur dokunmaz, Pizîlaq keskin bir laciverde dönüştü; büyüdü büyüdü büyüdü bizi gölgesine aldı. Toprak, koyu mavi bir deniz oldu; köpük köpük kıyılarını okşadı. “Hadi kızım” dedim, “onu ve denizini güneşi görebileceği bir yere koyalım.” Kızım bir ucundan, ben diğer ucundan saksıyı taşıyorduk ki, yukarıdan, merdivenlerin başından annemizin sesi geldi: “Dikkat edin, dünyayı düşürmeyin”. Düşürmeden, dünyayı aldık pencere önüne koyduk. Kızım, “baba, telefonun çalıyor” dedi. “Çalsın” dedim “işten sonra açmıyorum.” Fakat telefon susmuyor; bir, iki, ...
Uyanıyorum, mesai saati...
Newroz pîroz be
Nice Newrozlara
Hasever
Zürich, 18 Mart 2011
Japonya Depremi / Şimdi biz ne anlamadık?
Hasever
“Fukuşima
nükleer santrali, bendini yıkıp, etrafa radyasyon yaymaya başlayınca,
reaktöre müdahale etmek sıradan bir mesai olmaktan çıkıp, ölüm kalım
meselesine dönüştü. Dünyaya “kamikazeliği” hediye eden Japonlar,
“nükleer kamikazeleri” bulmakta zorlanmadılar. Japonya’da, şimdiden
kahraman mertebesine çıkarılan bu kişiler, tahmin edilebileceği üzere
pek yakında “şehit” olarak ülke kütüğüne işlenecekler.”
Euronews haber televizyonu böyle olmasa da buna yakın bir tekst geçtikten sonra;
Japonya Depremi / Şimdi biz ne anladık?
Hasever
Almanya başbakanı Merkel, henüz mesele bütün sıcaklığıyla devam
ediyorken, basının karşısına geçti ve “Japonya gibi modern ve önlemlerin
en üst düzeyde alındığı bir ülkede bile atom rektörlerinde bir zafiyet
yaşanıyorsa, diğer ülkelerde ve bizde, ki biz de güvenlik önlemlerini en
üst aşamada hayata geçirmiş bir ülkeyiz, bu konunun tekrar ele alınması
gerekiyor. Talimat verdim, yeni bir güvenlik dosyası oluşturulacak”
dedi. Almanya gibi nükleer santrallere karşı muhalefetin en üst boyutta
olduğu bir ülkede, hükümet cephesinden yapılmış önleyici bir hamle.
Fakat bu hamle insanların sokağa dökülmesini engeller mi? Hayır.
Engin Bey’e Açık Açık Mektup Hem de İnternet Eliyle
Hasever
Şimdi çoğu insan şöyle düşünüyordur: Yahu adamın (senin yani;
nezaketsizlik onların benim değil) keyfi yerinde, köşesi geniş, harfleri
bol, suyu yanında; yediği önünde, yemediği yok; e o zaman nedir
sıkıntısı? Bilmezler hocam, vallahi bilmezler. Misal, Terluskoni. Adam,
Kitalya’nın sahibi hem de tapulu sahibi. Düşün (sözün gelişi) adam içeri
girdiğinde Romaldinyo ayağa kalkıyor; hem de hakiki Romaldinyo.
Biliyorsun, o daha şu kadarcık tıfıl bir oğlanken, deniz tarafındaki
kalenin ceza alanının sağ köşesinde Tunga’ya öyle bir çalım atmıştı ki,
Tunga, soyunma odasında kendisini eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü.
Dizi Setinde Harcanan Ülke
Hasever

Hiç bu meselelere dokunmayacaktım.
Geçerken yüzümü çevirmiş, aylak aylak ıslık çalıyordum. Ama mesele
buldu beni. Bir el omuzuma dokundu, direndim geriye dönmedim, ama aynı
elin ağzı kulağıma “Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu Meral Okay
yazıyormuş” deyince, durdum. İşte bu olmadı. Meral Hanım’ın “Asmalı
Konak” eziyetine, hem de yıllarca, bağrıma taş basarak katlanmış, gıkımı
çıkarmamıştım... Hem de nelere rağmen. Altı kapitalizm üstü feodalizm
dizinin, finali için taa elin memleketine New York’a gidilmiş ve
“Ağa”mız orada sokaklara düşmüştü. Laf etmedim. ( Yüce Gök, görüyorsun,
nelere rağmen beynimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz;
318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)