318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)
Sokak İsimleri (Vur Kompütüre)
Hasever
Ne derece doğrudur bilmiyorum ama kurgu bile olsa bu muhteşem bir şeydir
ve sadece ülkeme mahsustur. Nerden mi biliyorum “gugula vurdum” ilk
sayfada o çıktı. Geçerken anlatmış olayım. Bir ara işyerine, “Maraşlı”
bir müşteri geldi. Bir vatandaşla, hesap işinde “papaz” olmuşlar. “Dini
bütün” biri olduğumdan benden “olur” almaya gelmiş. Söylemiş olayım;
olur isteyenlerin çoğu “onay” isteyenlerdir; müzakere masasında ilk
onlar cıvıtırlar. Neyse... Vatandaş, inatla “vur kompütüre” deyip
duruyor. Bir dayandım, iki dayandım, üçüncüde patladım. “Yahu ne
vurması? Ne kompütürü? Hangi devrin lisanıdır bu?” diyerek çıkıştım ama
vatandaş beni hiç takmadı.
Cesaret
Hasever
Penaltıların atılacağı kale, okulun ana girişinin hemen sağındaki kaleydi. Sezenler Sokak’a bakan ana giriş, bir “nizamiye”yle gün boyu kontrol altında bulunduruluyordu. Bir bekçi, iki öğrenci ve bir nöbetçi öğretmen, ders saatleri boyunca burada asayiş nöbeti tutarlardı. Şimdi buna bilgisayar dünyasında “port bekçileri” deniyor; ya da “firewall” Ne kadar anlamlı değil mi? Okulu bir (işletim) sistemi olarak düşünürsek, bu kapılar sistemi “şehir”den koruyan güvenlik mazgalları oluyorlar. (Pink Floyd’un The Wall filmindeki o müthiş fabrika gibi; “hey hoca, çık dışarı!”) Kimi kimden koruyoruz?
Manav Kurnazlığı: Hegemonya ya da Post-Modern Zübüklük
Önder KURT
Başka bir yerde rastlamadım, sadece bize özgü olsa gerek şu mahalle manavlarımızın ya da sokak arası tablacılarımızın kurnazlığı. Hani meyvelerin en güzelini öne koyarlar da, birden gözünüz takılır ve bas bas bağıran lezzetin ayartmasına kapılır bir kaç kilo alırsınız ama eve gelip, yıkamak için bir kaba boşalttığınızda o güzelim meyvelerden eser yoktur; şu önümüze koydukları Anayasa paketinde de aynı şark ya da aynı anlama gelmek üzere köylü kurnazlığı kendini belli etmiyor mu?
Vicdan
Hasever
Yıl 1988. Ankara Atatürk Lisesi’nin lise son yatılı talebeleri, bir
belletici hocayla akşam etüdü kavgasından ötürü, bir sonraki gün “toplu”
olarak okula gitmeme kararı aldılar. Kararı alanların içinde Ağabeyim
de var; ve hem bir çeşit elebaşı pozisyonunda. Tamamen masumane, haşa
siyaset dışı, kendiliğinden bir eylem; hatta eylem bile değil. Ne
olduysa oldu, “eylem” yapıldığı, yatılı talebelerin derse girmediği, bir
şekilde liseye yayıldı. Ve anında güvenlik önlemleri alındı, yatılı
bölüm “yabancı girişlerine” kapatıldı ve divan kuruldu.
Bir iki şey
Hasever
Orhan Pamuk "ben evet diyecem" deyince, gözlemlediğim kadarıyla, yer yerinden oynamadı. AKP bu "evet"e Diyarbakırlı esnafın "evet"ine verdiği önemin binde birini vermedi. Düşündürücü. Yalnız CHP'nin zoruna gitti. Dün Kılıçdaroğlu, Orhan'la görüşmüş, Orhan, "Dedim ama yurt dışına gidiyom, oy kullanmayabilirim demiş." Ben bunu, uzva referanslı Kasımpaşa tarifi olarak anlıyorum. E o zaman ne diye konuşursun be adam, senden "peygamber doğruluğu" bekleyen mi var? Bırak da sukutun altınına bulamış sanalım seni. Bu vesileyle, son zamanlarda artan yazma trafiğimin bende uyandırdığı bir (ham) düşünceyi de formüle etmeye çalışayım:
Dersim'i CHP Bombalamış!
Hasever
Aynı salaklaşma durumunu, Recep Tayyip Erdoğan Davos'ta İsrail'e "posta koyunca" yaşamıştım. Önce bunun bir şaka olduğunu düşünmüş ama işin şaka olmadığını anlayınca da bir hafta "salak salak" dolaşıp durmuştum. Benim açımdan neresinden tutulsa içimi acıdan bir durumdu. İsrail'e karşı savaşıp hayatlarını ortaya koyan üç binin üzerinde solcunun acısı mı, yine aynı dönemde "emperyal" kentlerde beslemeye girmiş tosuncukların sefası mı yoksa kendi sürgünüme mi yanmalıydım. Birileri hem de bütün pervasızlığıyla emek çalıyor ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu. Şurada, üç adım ötede, Davos'ta bir "hırsızlık" vardı ve...
318 Haber (53 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)