Efsane (Spor)
Fenerbahçeli Aykut Kocaman, ‘95-96 sezonunda oynan Trabzonspor-Fenerbahçe maçı sonrasında, Fenerbahçe’nin ikinci gölünü atmış ve 2-1 galip gelmiş takımın, evvela insan sonra hücum oyuncusu olarak, “Şu anda yenildikleri için Trabzonsporlular aşağılanacak. Ama biliyoruz ki onların yerinde biz de olabilirdik. Kazandığımız için çok sevinçliyim, onlar adına da üzülüyorum” deyince, bu “kocaman” açıklamasından ötürü, sezon sonunda, dönemin Fenerbahçe Klüp başkanı Ali Şen tarafından İstanbulspor’a sürgüne gönderilmişti. Ali Şen’in “sirkatini” açıklayan demeçlerine televizyon ekranlarında ya da gazete sütunlarında şahit olmuşsunuzdur.
Kül Ke(n)disi

Adını hem yazmakta hem de telaffuz etmekte zorlandığım İzlanda’daki yanardağ (Eyjafjallajökull), iki yüzyıllık uykusundan uyanıp şöyle bir gerindiğinde, kimsenin aklında “havadan” bir felaket yoktu. Büyük havayolu tekelleri (ki küçüğü yoktur) günlük kasalarını yapmakla ve biz insanların “mutluluğu” için mesai tüketmekle meşguldüler. Derken, kül bulutları geldi ve “manzaramıza tüy dikti.” Daha evvelini pek bilemediğimiz sivil havacılık geçmişimiz, bir “insanlık” yapıp uçuşları durdurdu ve buna kimse ses çıkarmadı. Hatta hepimiz içten içe sahiplenilmiş olmanın huzurunu yaşadık. Ne de olsa söz konusu olan hayatlarımızdı ve tehlikenin çapını bilmemekteydik.
Radikal’in Zaza Kızı’na Biçtiği Üst Limit veya Burjuva Ahlakı

Bab-ı Ali’nin ortasında sana acımazlar dedik, marjinal dediler; televizyonlara çıkma çirkinleştirirler dedik, radikal dediler; her gördüğün kameranın önüne atlama dedik; a-sosyal dediler. Şimdi ben bu cümleyi hangi ırmakta yıkayayım? Fırat’ta mı? Munzur’da mı? Kızılırmak’ta mı? Hangi su kabul eder bu kiri. Söyle bana Zaza Kızı! Seni biz, gidip, elimizin tersiyle ittiğimiz mecralara su olasın diye mi yetiştirdik. Senin ne işin var Coni’nin ismini duyduğunda bütün abazalığıyla üstüne başına sıçrayanların köşesinde. Şimdi ben bu manşeti hangi sularda soğutayım. Ben seni bunun için mi dinledim!
The Stright Story - Yüzün Görmeye Geldim (Tanıtım)

Çocukluğumun düğün şarkılarındandır: “Tarlalarda motor çok da / Markası da con dere” Dere neyse de, Con’un çocuk lügatimde hiçbir manası yoktu. Hem, Nurhakların kuzeyine düşen memleket toprağında, üstünde “Con Dere” yazan hiçbir traktöre de rastlamadım zaten. Belli ki şarkı başka topraklardan gelmişti. Sonra, sonrasını bugünden yazıyorum, ihtilal oldu. İhtilalin duvar sıvacısı Özal, her köye kapitalizm pardon elektrik-yol deyince, bir yaz günü o da çıkageldi. Geldi ki ne geldi. Bir kere “Con Dere” ile hiçbir ilgisi yoktu adının. Yeşil zemin üzerine çekilmiş sarı bir kuşak ve kuşağın üstüne yazılmış siyah renkli isim tamı tamına şöyleydi:
Halka Sonu Gösteren Tüketim

Milliyetçilik ya da Suyun, Suyunun Suyu: Dersim
Haydar Karataş

Sanırım bunun içinde, bulunmaz ırk Dersim ve Kürt ırkı da vardır. Kürtlerin Avrupalı gene sahip oldukları tezine ya ne demeli? Atalarının kuzey Avrupa’dan geldiğine dair tez? İşte genetik olarak o da çökmüştür. Ancak hem Türkler ve hem de Kürtler açısından tarihsel varlık yerli yerindedir. İttihatçıların Diyarbakır, Van yöresine yerleştirdiği Balkan Türkleri orada Kürtleşti, kaderleri Kürtlerin kaderi haline geldi. Dersim’deki Kürt, Zaza, Ermeni, Türkmen Alevileri ise ortak bir kaderi yaşadı.





