İsviçre Ekonomisine Genel Bir Bakış - İlk Dönem
Gönderen Hasever Tarih: 01.01.1970, 01:01
Puan ![]()
![]()
![]()
![]()
(10 dan 10)
İlgili Bağlantı: Öteki İsviçre
İzlenme: 319
Dil: turkish
Mühendisim’e, İbrahim Ata Sever’e
Giriş
Bir İsviçreli işçi sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Ama yine de dünya ortalamasına göre uzun yaşar. Altmış beşinden sonra ucuz tatil turlarıyla dünyayı gezer. İndirimli satışlardan aldığı fotoğraf makinesiyle dünyanın fotoğrafını çeker. Bu fotoğrafları gösterebileceği pek kimsesi yoktur ama o yine de çeker. Ve hatta evine geldiğinde gider koli koli fotoğraf albümü alır. Bir İsviçreli titizliğiyle çektiği fotoğrafları bir güzel albümler. Bir gün aniden fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Artık yaş kemale ermiş, hatta kemali de geçmiştir. Ömrü vefa ederse oradan bir Huzur evine geçer ve günü gelir sonsuzluk yolculuğuna uğurlanır. Her iki durumda da geride kalan eşyalar Bit Pazarı’na düşer. Artık hiçbir şeyin kıymeti kalmamıştır. Çekilen fotoğraflar, temizlenen raflar, koltuklar, çerçevelenmiş başarı belgeleri, ustalık nişanları vs. Şimdi her şey bir alıcı için fantezi malzemesidir. Ömür bir üçgenin içinde tepinip durmuştur: İş hayatından Huzur Evi’ne oradan da Tanrı Evi’ne...
Bir İsviçreli işveren sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Bir elinde pasaportu diğerinde valiziyle her an hazırdır yolculuğa. Bir ayağı Rio de Janerio’da bir ayağı Tayvan’dadır. Durmadan iş bağlantıları yapar. Beş yıldızlı otellerde misafir, ekonomi konferanslarında dinleyici, iş görüşmelerinde patron ve trafikte en sağ şerittedir. En son model fotoğraf makinesiyle, gittiği yerleri fotoğraflar (Ama kesinlikle iş saatleri dışında). Bu fotoğrafları gösterebileceği pek kimsesi yoktur ama o yine de çeker. Bir İsviçreli titizliğiyle çektiği fotoğrafları bir güzel albümler. Çocukları en güzel ve en pahalı okullarda okur. Yaşadığı çok odalı ve de çok bahçeli evinde aslında tek oda ve tek bahçeyi kullanır. Sürekli doktor kontrolündedir. Bir gün doktoru artık dinlenmesi gerektiğini söyler. Yasalarla güvence altına alınmış şirketini müdür ve şeflere bırakır, evine çekilir. Şimdi artık tepesinde dönüp duran bir de hemşiresi vardır. Çocukları kendisini her Weinachten'da ziyaret eder. Bir gün kimselere söylemeden sessiz sedasız çekilip gider. Ülkenin önde gelen gazetelerinde yarım sayfa bir ölüm ilanı çıkar. In tiefer Trauer: ...
Bir İsviçreli Aydın sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Ama uğraştığı muammayı bir türlü çözemez. Devlet mi? Halk mı? Ne nerede biter nerede başlar? Ben kimim? İşim ne? Ülkem neresi? Burası ülkem mi? Parayı pulu düşünmez ama parasız da kalmaz.
İsviçre’de yaşayan bir yabancı sabahları erken kalkmak, işine zamanında gitmek ve işini zamanında bitirmek zorundadır. Bir elinde ücret bordrosu diğerinde oturum belgesi, kapı kapı banka dolanır. Sürekli kredi borcu öder ve borcunu ödediği krediyi de hiç oturmadığı memleketteki evine yatırır. Fotoğraf çekmez, sinemaya gitmez ve kitap okumaz. Bolca düğün dernek yapar. Sokakta kendisini hissetmez. Ta ki dört duvarla çevrilmiş evine veya dostlarının mekanlarına girene kadar yoktur o... Gönlü memleketine, cüzdanı İsviçre’ye bakar. Gönül insanı olmadığından, zamanla, ister istemez, cüzdan insanı olur ve kalır kaldığı yerde...
İnsan yalnızdır artık...
İnsanlık yalnızlaşmıştır Avrupa kıtasında.
Yalnızlaşan insan insan mıdır?
İnsanı insanlıktan çıkaran sistem nasıl bir sistemdir? Sistem midir?
İsviçre’nin Kısa Bir Tarihçesi
İsviçre’nin en eski sakinleri Helvetlerdir. Helvetler M.Ö 112’de Germenlerin baskılarıyla Akdeniz kıyılarındaki Roma kolonilerini tehdit edip yenmişlerse de daha sonra Roma Ordularına yenilip (M.Ö 58) Roma imparatorluğunun yönetimine girerler.
Romalılar döneminde İsviçre'de uygarlığın tohumları atılır. M.S 5.yy’da Kavimler göçü esnasında Alpler bölgesindeki halkın sosyal ve siyasal yapısında ciddi değişiklikler olur. Yine bu dönemde Latinleşmiş ve Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Burgondlar Leman gölü çevresine ve Jura bölgesine yerleşirler. Allemanlar ise Ren ve aşağı Aar bölgesine yerleşirler ve bu bölgeyi germenleştirirler. İrlandalı misyonerlerin Hıristiyanlaştırdığı Allemanlar daha sonraları bölgelerini genişletip, eski Helvet boylarını Alplerin içlerine doğru sürerler. Şimdiki Retoromanlar o sürgünleri yaşamışların devamı olarak hala kendine özgü dillerini (Roma İmp.’nun dili olan Latince’den izler taşıyan) konuşurlar.
Kutsal Roma Germen İmp. Döneminde (10.yy) Basel, Lozan, Cenevre, Sion ve Chur gibi piskoposluk ve Sankt Gallen gibi manastır merkezleri dışında ilk kentleşme etkinlikleri Zürich ve Luzern’ de görülür. 11.yy dan sonra feodal devletler de güçlenmeye başlar. Bunlardan ilki olan Zehringenlerin yönetimi sırasında bağımsız kentler Freiburg ve Bern kurulur.
Zehringenler'den sonra iktidarı Kiburglar (1218) alır, Kiburglardan sonra da Habsburglar yönetimi ele geçirirler. Habsburglar'ın baskıcı yönetimi daha sonraları 1291 yılında İsviçre şehirlerinin birleşmesine sebebiyet verir.
1 Ağustos 1291’de Habsburglar'a karşı, Uri, Schwyz ve Unterwalden birleşir (Rütli yemini). İsviçre’nin kuruluş tarihi olarak artık bu gün anılacaktır. İsim en büyük kanton olan Schwyz’in ismidir. Birliğe 1332’de Luzern, 1352’de Zürich, 1353’de Bern, 1501’de Basel ve Schaffhausen ve 1513’de de Appenzeller katılır. Habsburglar, Konfederasyonu 1474 yılında tanırlar. 1648 Vestfalya Barışı ile İsviçre’nin bağımsızlığı Avrupalılarca tanınır. 1814-15 Viyana Kongresiyle İsviçre’nin sürekli tarafsızlığı tanınır. 1848 yılında da İsviçreliler, ilk anayasalarını oluşturup, modern anlamda devletleşmeyi başlatırlar.
Coğrafi durum [2]
İsviçre yaklaşık 41’288 km karelik yüzölçümüyle küçük bir Orta Avrupa ülkesidir. 1997 verilerine göre toplam nüfusu 7’113’500 kişi. Eskiden beri konumu itibarı ile merkezi bir bağlantı noktasında bulunmaktadır. Kuzeyden güneye (Orta Avrupa'yı Akdeniz’e bağlar), batıdan doğuya giden yollar İsviçre'den geçer ve Orta ve Güney Fransa'dan güney Almanya’ya ve Avusturya’ya oradan da Polonya, Ukrayna ve Karadeniz’e bağlanır.
İsviçre Yüzölçümünün 9’700 km karelik (yaklaşık %24’ü) tarım ve ormancılığa uygun değildir. Yüzölçümünün % 7’si yerleşim alanlarına ve yollara ayrılmıştır. Yine yüzölçümünün % 17 ‘si dağ zirveleri, kar ve buzullardan oluşmaktadır. (Buzulların payı 2000 km kare, toplamın % 5’i)
Sınırların uzunluğu 1881.5 km. Sınırlar genellikle doğal sınırlardır (Dağ, Göl, Irmak vs...). Ülke Alpler, Orta bölüm ve Jura olmak üzere üç bölgeye ayrılır. Bölgelerin büyüklük oranları 6;3;1 biçiminde formüllendirilebilinir. Dağları ve ülke güzelliğiyle turistlerin büyük ilgisini çeken bu küçük Avrupa ülkesi tarım alanı olarak daha çok orta İsviçre bölümünü kullanabilmektedir.
Ekonomik Gelişmenin Dinamikleri ve Tarihçesi
Toprak insanlığın ilk hazinesi olagelmiştir. Bütün ekonomik sistemlerin temelinde toprak vardır. Hatta bu o kadar öyledir ki ölen bir insana bile ‘Toprağı bol olsun denir’. Diğer dünya için bile bir zarurettir toprak. İlk insanın çok bir emek harcamadan biraz da tesadüflerin eseri olarak keşfettiği tarım, kendisinden sonra gelen bütün sistemlere analık yapmıştır. Bu yüzden olsa gerek ilk uygarlık ve ilk sistemli ekonomi Mezopotamya'da vücut bulmuştur.
Avrupa'nın kendisine dahi yetmeyen toprak verimi, Avrupalının dünya ekonomik sistemine çok sonraları dahil olabilmesine sebebiyet vermiş ve bu dahiliyet tamamen olmasa da kısmen topraktan bağımsız olagelmiştir. Söylemek istediğim, Avrupa’nın topraksız bir gelişim çizgisi izlediği değil, toprağın Avrupalının gelişiminde Mezopotamya’daki gibi bir belirleyicilikten uzak oluşudur. Bu sebeptendir ki Avrupalının dünya ekonomik ve de siyasal hayatında söz sahibi olabilmesi için en azından İngiltere’de vuku bulan endüstri devrimine kadar sebat etmesi gerekti.
Hikayemiz de bu topraksızlardan biri olan İsviçre üzerinedir.
Avrupa'nın merkezinde, bütün denizlere kapalı ve etrafında dünya ekonomik ve siyasal hayatına yön verebilen güçlü ulusların arasında, sıkışmış ve ama asla kaybolmamış bir ülkedir İsviçre. İsviçre, kapitalist anlamda olmasa da pazar hayatıyla çok erken tarihlerde karşılaşmış, ‘köylü millet’ denmesine rağmen kapitalist ilişkilerin en ücra köşesine kadar nüfus ettiği bir ülkedir. Alplerin eteklerinde yaşayanların tarımsal faaliyet yürütemeyecekleri bir coğrafi gerçekliktir. Kaldı ki tarım ve hayvancılığın yapılabileceği toplam alan da yaklaşık olarak ülke yüzölçümünün ¼’ü kadardır. Dolayısıyla insanların yıllık gıda gereksinimlerini karşılayabilmeleri için bir başka pazara gitme zorunlulukları vardır. Alplerin eteklerinde hayvancılıkla uğraşan İsviçreliler, ellerindeki ürün fazlalığını ülkenin orta kısmında tarımla meşgul olan rençperlerle değiş tokuş ediyorlardı. Yalnız bu değiş tokuş, birebir üretici-tüketici arasında değil, şehirde yerleşmiş bulunan bugünkü anlamda toptancılarla köylüler arasında gerçekleşiyordu. Bu toptancılar daha sonraları fabrika ve atölyeleri kuracak olan yeterli kapitale sahip burjuvalara evrileceklerdi. 13.yy.ın sonlarına doğru artık İsviçreli köylü, üretimini yıllık ihtiyacını karşılamaktan çok, pazarda satışa sunmak üzere gerçekleştiriyordu. Bu tarihsel gelişim, İsviçre toplumunu çok erken tarihlerden itibaren alış veriş kültürünün içine itmiştir. Bir taraftan yüzyıllarca aynı kalmış köy yapıları ve köylülük diğer yandan pazara yönelik bir üretim. Bu, bugünün İsviçre’sinde de çıplak gözle görülebilecek bir gerçekliktir.
18.yy.ın sonlarına kadar geldiğimizde tarım ve hayvancılıkla uğraşan çalışan nüfus oranı diğer sektörlerin çok üzerindeydi. Yine bu yüzyılın sonlarına doğru ekonominin belkemiğini oluşturan sektör yavaştan yavaştan endüstri sektörüne doğru kaymaktaydı.
Giriş
Bir İsviçreli işçi sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Ama yine de dünya ortalamasına göre uzun yaşar. Altmış beşinden sonra ucuz tatil turlarıyla dünyayı gezer. İndirimli satışlardan aldığı fotoğraf makinesiyle dünyanın fotoğrafını çeker. Bu fotoğrafları gösterebileceği pek kimsesi yoktur ama o yine de çeker. Ve hatta evine geldiğinde gider koli koli fotoğraf albümü alır. Bir İsviçreli titizliğiyle çektiği fotoğrafları bir güzel albümler. Bir gün aniden fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Artık yaş kemale ermiş, hatta kemali de geçmiştir. Ömrü vefa ederse oradan bir Huzur evine geçer ve günü gelir sonsuzluk yolculuğuna uğurlanır. Her iki durumda da geride kalan eşyalar Bit Pazarı’na düşer. Artık hiçbir şeyin kıymeti kalmamıştır. Çekilen fotoğraflar, temizlenen raflar, koltuklar, çerçevelenmiş başarı belgeleri, ustalık nişanları vs. Şimdi her şey bir alıcı için fantezi malzemesidir. Ömür bir üçgenin içinde tepinip durmuştur: İş hayatından Huzur Evi’ne oradan da Tanrı Evi’ne...
Bir İsviçreli işveren sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Bir elinde pasaportu diğerinde valiziyle her an hazırdır yolculuğa. Bir ayağı Rio de Janerio’da bir ayağı Tayvan’dadır. Durmadan iş bağlantıları yapar. Beş yıldızlı otellerde misafir, ekonomi konferanslarında dinleyici, iş görüşmelerinde patron ve trafikte en sağ şerittedir. En son model fotoğraf makinesiyle, gittiği yerleri fotoğraflar (Ama kesinlikle iş saatleri dışında). Bu fotoğrafları gösterebileceği pek kimsesi yoktur ama o yine de çeker. Bir İsviçreli titizliğiyle çektiği fotoğrafları bir güzel albümler. Çocukları en güzel ve en pahalı okullarda okur. Yaşadığı çok odalı ve de çok bahçeli evinde aslında tek oda ve tek bahçeyi kullanır. Sürekli doktor kontrolündedir. Bir gün doktoru artık dinlenmesi gerektiğini söyler. Yasalarla güvence altına alınmış şirketini müdür ve şeflere bırakır, evine çekilir. Şimdi artık tepesinde dönüp duran bir de hemşiresi vardır. Çocukları kendisini her Weinachten'da ziyaret eder. Bir gün kimselere söylemeden sessiz sedasız çekilip gider. Ülkenin önde gelen gazetelerinde yarım sayfa bir ölüm ilanı çıkar. In tiefer Trauer: ...
Bir İsviçreli Aydın sabahları erken kalkar, işine zamanında başlar ve işini zamanında bitirir. Bütün hünerini ve sağlığını işine aktarır. Ama uğraştığı muammayı bir türlü çözemez. Devlet mi? Halk mı? Ne nerede biter nerede başlar? Ben kimim? İşim ne? Ülkem neresi? Burası ülkem mi? Parayı pulu düşünmez ama parasız da kalmaz.
İsviçre’de yaşayan bir yabancı sabahları erken kalkmak, işine zamanında gitmek ve işini zamanında bitirmek zorundadır. Bir elinde ücret bordrosu diğerinde oturum belgesi, kapı kapı banka dolanır. Sürekli kredi borcu öder ve borcunu ödediği krediyi de hiç oturmadığı memleketteki evine yatırır. Fotoğraf çekmez, sinemaya gitmez ve kitap okumaz. Bolca düğün dernek yapar. Sokakta kendisini hissetmez. Ta ki dört duvarla çevrilmiş evine veya dostlarının mekanlarına girene kadar yoktur o... Gönlü memleketine, cüzdanı İsviçre’ye bakar. Gönül insanı olmadığından, zamanla, ister istemez, cüzdan insanı olur ve kalır kaldığı yerde...
İnsan yalnızdır artık...
İnsanlık yalnızlaşmıştır Avrupa kıtasında.
Yalnızlaşan insan insan mıdır?
İnsanı insanlıktan çıkaran sistem nasıl bir sistemdir? Sistem midir?
İsviçre’nin Kısa Bir Tarihçesi
İsviçre’nin en eski sakinleri Helvetlerdir. Helvetler M.Ö 112’de Germenlerin baskılarıyla Akdeniz kıyılarındaki Roma kolonilerini tehdit edip yenmişlerse de daha sonra Roma Ordularına yenilip (M.Ö 58) Roma imparatorluğunun yönetimine girerler.
Romalılar döneminde İsviçre'de uygarlığın tohumları atılır. M.S 5.yy’da Kavimler göçü esnasında Alpler bölgesindeki halkın sosyal ve siyasal yapısında ciddi değişiklikler olur. Yine bu dönemde Latinleşmiş ve Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Burgondlar Leman gölü çevresine ve Jura bölgesine yerleşirler. Allemanlar ise Ren ve aşağı Aar bölgesine yerleşirler ve bu bölgeyi germenleştirirler. İrlandalı misyonerlerin Hıristiyanlaştırdığı Allemanlar daha sonraları bölgelerini genişletip, eski Helvet boylarını Alplerin içlerine doğru sürerler. Şimdiki Retoromanlar o sürgünleri yaşamışların devamı olarak hala kendine özgü dillerini (Roma İmp.’nun dili olan Latince’den izler taşıyan) konuşurlar.
Kutsal Roma Germen İmp. Döneminde (10.yy) Basel, Lozan, Cenevre, Sion ve Chur gibi piskoposluk ve Sankt Gallen gibi manastır merkezleri dışında ilk kentleşme etkinlikleri Zürich ve Luzern’ de görülür. 11.yy dan sonra feodal devletler de güçlenmeye başlar. Bunlardan ilki olan Zehringenlerin yönetimi sırasında bağımsız kentler Freiburg ve Bern kurulur.
Zehringenler'den sonra iktidarı Kiburglar (1218) alır, Kiburglardan sonra da Habsburglar yönetimi ele geçirirler. Habsburglar'ın baskıcı yönetimi daha sonraları 1291 yılında İsviçre şehirlerinin birleşmesine sebebiyet verir.
1 Ağustos 1291’de Habsburglar'a karşı, Uri, Schwyz ve Unterwalden birleşir (Rütli yemini). İsviçre’nin kuruluş tarihi olarak artık bu gün anılacaktır. İsim en büyük kanton olan Schwyz’in ismidir. Birliğe 1332’de Luzern, 1352’de Zürich, 1353’de Bern, 1501’de Basel ve Schaffhausen ve 1513’de de Appenzeller katılır. Habsburglar, Konfederasyonu 1474 yılında tanırlar. 1648 Vestfalya Barışı ile İsviçre’nin bağımsızlığı Avrupalılarca tanınır. 1814-15 Viyana Kongresiyle İsviçre’nin sürekli tarafsızlığı tanınır. 1848 yılında da İsviçreliler, ilk anayasalarını oluşturup, modern anlamda devletleşmeyi başlatırlar.
Coğrafi durum [2]
İsviçre yaklaşık 41’288 km karelik yüzölçümüyle küçük bir Orta Avrupa ülkesidir. 1997 verilerine göre toplam nüfusu 7’113’500 kişi. Eskiden beri konumu itibarı ile merkezi bir bağlantı noktasında bulunmaktadır. Kuzeyden güneye (Orta Avrupa'yı Akdeniz’e bağlar), batıdan doğuya giden yollar İsviçre'den geçer ve Orta ve Güney Fransa'dan güney Almanya’ya ve Avusturya’ya oradan da Polonya, Ukrayna ve Karadeniz’e bağlanır.
İsviçre Yüzölçümünün 9’700 km karelik (yaklaşık %24’ü) tarım ve ormancılığa uygun değildir. Yüzölçümünün % 7’si yerleşim alanlarına ve yollara ayrılmıştır. Yine yüzölçümünün % 17 ‘si dağ zirveleri, kar ve buzullardan oluşmaktadır. (Buzulların payı 2000 km kare, toplamın % 5’i)
Sınırların uzunluğu 1881.5 km. Sınırlar genellikle doğal sınırlardır (Dağ, Göl, Irmak vs...). Ülke Alpler, Orta bölüm ve Jura olmak üzere üç bölgeye ayrılır. Bölgelerin büyüklük oranları 6;3;1 biçiminde formüllendirilebilinir. Dağları ve ülke güzelliğiyle turistlerin büyük ilgisini çeken bu küçük Avrupa ülkesi tarım alanı olarak daha çok orta İsviçre bölümünü kullanabilmektedir.
Ekonomik Gelişmenin Dinamikleri ve Tarihçesi
Toprak insanlığın ilk hazinesi olagelmiştir. Bütün ekonomik sistemlerin temelinde toprak vardır. Hatta bu o kadar öyledir ki ölen bir insana bile ‘Toprağı bol olsun denir’. Diğer dünya için bile bir zarurettir toprak. İlk insanın çok bir emek harcamadan biraz da tesadüflerin eseri olarak keşfettiği tarım, kendisinden sonra gelen bütün sistemlere analık yapmıştır. Bu yüzden olsa gerek ilk uygarlık ve ilk sistemli ekonomi Mezopotamya'da vücut bulmuştur.
Avrupa'nın kendisine dahi yetmeyen toprak verimi, Avrupalının dünya ekonomik sistemine çok sonraları dahil olabilmesine sebebiyet vermiş ve bu dahiliyet tamamen olmasa da kısmen topraktan bağımsız olagelmiştir. Söylemek istediğim, Avrupa’nın topraksız bir gelişim çizgisi izlediği değil, toprağın Avrupalının gelişiminde Mezopotamya’daki gibi bir belirleyicilikten uzak oluşudur. Bu sebeptendir ki Avrupalının dünya ekonomik ve de siyasal hayatında söz sahibi olabilmesi için en azından İngiltere’de vuku bulan endüstri devrimine kadar sebat etmesi gerekti.
Hikayemiz de bu topraksızlardan biri olan İsviçre üzerinedir.
Avrupa'nın merkezinde, bütün denizlere kapalı ve etrafında dünya ekonomik ve siyasal hayatına yön verebilen güçlü ulusların arasında, sıkışmış ve ama asla kaybolmamış bir ülkedir İsviçre. İsviçre, kapitalist anlamda olmasa da pazar hayatıyla çok erken tarihlerde karşılaşmış, ‘köylü millet’ denmesine rağmen kapitalist ilişkilerin en ücra köşesine kadar nüfus ettiği bir ülkedir. Alplerin eteklerinde yaşayanların tarımsal faaliyet yürütemeyecekleri bir coğrafi gerçekliktir. Kaldı ki tarım ve hayvancılığın yapılabileceği toplam alan da yaklaşık olarak ülke yüzölçümünün ¼’ü kadardır. Dolayısıyla insanların yıllık gıda gereksinimlerini karşılayabilmeleri için bir başka pazara gitme zorunlulukları vardır. Alplerin eteklerinde hayvancılıkla uğraşan İsviçreliler, ellerindeki ürün fazlalığını ülkenin orta kısmında tarımla meşgul olan rençperlerle değiş tokuş ediyorlardı. Yalnız bu değiş tokuş, birebir üretici-tüketici arasında değil, şehirde yerleşmiş bulunan bugünkü anlamda toptancılarla köylüler arasında gerçekleşiyordu. Bu toptancılar daha sonraları fabrika ve atölyeleri kuracak olan yeterli kapitale sahip burjuvalara evrileceklerdi. 13.yy.ın sonlarına doğru artık İsviçreli köylü, üretimini yıllık ihtiyacını karşılamaktan çok, pazarda satışa sunmak üzere gerçekleştiriyordu. Bu tarihsel gelişim, İsviçre toplumunu çok erken tarihlerden itibaren alış veriş kültürünün içine itmiştir. Bir taraftan yüzyıllarca aynı kalmış köy yapıları ve köylülük diğer yandan pazara yönelik bir üretim. Bu, bugünün İsviçre’sinde de çıplak gözle görülebilecek bir gerçekliktir.
18.yy.ın sonlarına kadar geldiğimizde tarım ve hayvancılıkla uğraşan çalışan nüfus oranı diğer sektörlerin çok üzerindeydi. Yine bu yüzyılın sonlarına doğru ekonominin belkemiğini oluşturan sektör yavaştan yavaştan endüstri sektörüne doğru kaymaktaydı.
| 1798 |
1888 |
1941 |
1950 |
|
| 1.Sektör (Tarım) |
65.8 |
37.5 |
20.6 |
16.5 |
| 2. Sektör (Endüstri) |
23.3 |
40.3 |
42.4 |
45.4 |
| 3.Sektör (Hizmet) |
7.9 |
22.2 |
35.4 |
37.7 |
İsviçre’de Endüstri Sektörünün Gelişimi
İsviçre'de endüstri sektörünün gelişim hikayesi tekstil sektörüyle başlar. İsviçre ekonomisine uzaktan bakan biri için belki bir sürpriz olacak ama İsviçre toplumunun tarım ve hayvancılıktan sonra yaptığı en yoğun iş tekstil işi olmuştur. Cenevreli tüccarların Mısır ve Suriye’den getirdikleri tekstil hammaddesi, İsviçrelilerce işleniyor ve yine bu tüccarlar tarafından alınıp piyasaya sürülüyordu. İşi yapan aile de saat ücretiyle düşük bir gelire talim etme durumunda kalıyordu. Bu dönemde kendi içinde yoğun bir kastlaşmaya gitmiş olan el zanaatlarının yanında, burjuvazi ağlarını yavaş yavaş örüyordu. Dışarıdan hammadde getirip içeride işleten ve tekrardan bu malları dışarıya satan tüccarlar, geleceğin yatırımcıları ve fabrikatörleri olacaklardı. Daha sonra bahsedileceği gibi, İsviçre'de endüstriyel üretime geçmek için gerekecek olan sermayenin büyük bir kısmı bu yolla çok önceden biriktirilmiş olacaktı. 18.yy.ın ortalarından itibaren neredeyse her evde bir örgü veya dokuma makinesine rastlamak işten bile değildi. İsviçreli bir aile kendi evinde ve bütün aile fertleriyle günde 10-15 saat çalışıyordu (Heimarbeit). Bu küçük atölyelerin piyasa koşullarına kendilerini uydurmaları çok da kolay olmuyordu. Piyasadaki bir dalgalanma veya başka bir ülkenin (ki bu ülke genellikle İngiltere olmuştur) ucuz malları karşısında çok fazla bir dayanıklık gösteremiyorlardı. Bu durumda yapılacak en akıllı iş birleşip küçük fabrikalar şeklinde örgütlenmekti. Fakat kooperatif türü bir örgütlenmeye pek rastlanmıyor bu dönemde. Sermaye bakımından daha avantajlı durumda olan kişiler daha derli toplu bir üretim biçimine, fabrikalaşmaya geçiyorlardı. Tabi bu fabrikalaşma, o kadar saf ve temiz duygular beslemiyordu. İsviçreli bir işverenin 1824’de dediği gibi: “Fakirlik yaratmadan hiçbir fabrika kurulamaz.” Fabrika üretiminin karşısında güçsüz kalan ev atölyeleri, yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü de birer birer kapanmak durumunda kalıyorlardı. Bu noktadan itibaren İsviçreli bir aile artık daha büyük bir aile(!) olan fabrika ortamına girmiş bulunuyordu. Bu gelişme İsviçre proletaryasının ilk kısmını oluşturuyordu. İkinci kısım, tarım sektöründen gelecekti. Tarım ve hayvancılıktaki verim düşüklüğü ve bu sektörde geçinmeye çalışan nüfus yoğunluğu, zamanla endüstri sektörüne aktı. Tarlasından ya da çiftliğinden kopmak zorunda kalan köylü artık fabrika sahibi için ucuz ve de özgür işgücü anlamına geliyordu. Tablo 1’de de görüleceği gibi 1798 yılında tarım sektörü nüfusun %65.8’ini istihdam ederken, bu oran 1888’ de %37.5’e, 1940’da %20.6’ya ve günümüzde (1999 verilerine göre) %5.8’e (bkz. Tablo 2) kadar gerilemiş durumda. Üçüncü kısım ise zanaatçılardan gelecekti. Makine üretimi karşısında rekabet edebilecek gücü bulamayan el zanaatları çalışanları da artık birer fabrika işçisi olmak durumunda kalmışlardı.
| 1999/II |
Çalışan sayısı |
% |
| 1. Sektör(Tarım) |
185’000 |
5.8 |
| 2. Sektör(Endüstri) |
1’017’000 |
35 |
| 3. Sektör(Hizmet) |
2’688’000 |
59.2 |
| Toplam |
3’890’000 |
Sermaye birikimi
İsviçre’de endüstri sektörünün büyüyüp serpilmesi için gerekli olan sermaye birikimi ise çoktan hazırdı. Dikkat edilirse İsviçre kapitalizmi işe bankaları kurmakla başlamamış doğrudan fabrika kurma aşamasına geçmiştir. Sermaye birikimi konusunda elimizde şu rakamlar bulunmaktadır: 1825 yılında bütün ülke bazında 4 milyon 524 bin 385 frank, 1835 yılında ise 11 milyon 513 bin 712 frank tutarında bir birikim söz konusuydu. Diğer taraftan bankacılık sektöründe de epey bir yol alınmıştı.
| Banka Adı |
Kuruluş Tarihi |
| Cenevre Kantonal Bankası |
1816 |
| Bern Kantonal bankası |
1834 |
| Banque Generale Suisse in Genf |
1835 |
| Waadland Kantonal Bankası |
1845 |
| Deutsch-Schweiz Kreditbank in St. Gallen |
1855 |
| Schweizerische Kreditanstalt in Zürich |
1856 |
| Bank von Winterthur |
1862 |
Yine bu dönemlerde Avrupa’daki siyasal ve sosyal çalkantılardan ötürü sermaye açısından daha az riskli olan İsviçre'ye kapital gelişi söz konusuydu. Endüstri sektörü için bütün şartlar oluşmuş durumdaydı. Bir taraftan eski işinden kopmuş çiftçi, zanaatçı ve el dokumacısı diğer taraftan gerek ülke içinden gerekse ülke dışından biriktirilmiş yüklüce bir sermaye. Artık endüstri sektörü kalkışa geçebilirdi. 19.yy.ın başlarında Napolyon’un tarih sahnesinden çekilmesi ve İngiliz pamuklusunun Avrupa'ya hücum etmesi bütün kıtada olduğu gibi İsviçre’de de bir piyasa temizliğine sebep oldu. Ucuz İngiliz pamuklusuna karşı rekabet edemeyen göreceli küçük ölçekli tekstil atölyeleri kapanmak durumunda kaldılar veya daha büyük atölyelerce satın alındılar (piyasadan girişimcilerin 2/3’ü çekilmek zorunda kaldı). Bu dönemde işten çıkarılmalar ve de işsizlik büyük bir kar olarak büyük ölçekli üreticilerin lehine gelişti. Napolyon’un ‘Avrupa’nın Moğolları’ ve yine ‘ Doğa devlet yapınızı federatif yaptı’ dediği İsviçreliler, artık askeri alandaki Moğolluktan kapitalist alandaki Moğolluğa geçmek üzereydiler.
| Kendi evinde çalışan işçi sayısı(Heimarbeit) (%) |
|
| 1820 |
49 |
| 1850 |
37.1 |
| 1880 |
21.7 |
| 1900 |
14.3 |
Tablo 4’te görüldüğü gibi 18.yy.ın ortalarından itibaren İsviçre'de bir yaşam şekline dönüşen ev içi işçiliği 19.yy.ın ikinci yarısından itibaren yerini daha büyük ölçekli bir üretim olan fabrika yaşamına bırakmaya başlamıştır. Bu geçişin kapitalist açısından bir sürü geçerli sebebi vardı. Biz burada sadece birkaçını sıralamakla yetineceğiz.
1. Ev işi yeterince disiplin altına alınamıyordu
2. Malların çok sayıda eve dağıtılması ve sonradan yeniden toplanması zaman ve para kaybına sebebiyet veriyordu
3. Üretim tek tek yapıldığından düzenli bir günlük miktar tutturulamıyordu
4. İşçiler arasında bir rekabet ortamı sağlanamıyordu vs.
Tabidir ki bu dağınık üretimin İsviçreli işçiler açısından da sakıncaları vardı. Bu sakıncalar işverenin sakıncalarından çok daha farklıydı. En önemli sakınca birbirinden habersiz iş yapanların dayanışamaması ve de işveren karşısında savunmasız kalmasıydı. Bu dağınıklık, ilerde de bahsedileceği gibi, İsviçre işçi sınıfının bir karakteri olacak ve zaten gerek coğrafi gerek kültürel farklılıklardan ötürü birbirinden ayrı düşmüş İsviçre işçi sınıfı, daha da parçalı bir görüntü alacaktı.
Fabrikalaşma
Endüstriyel gelişmenin kişisel aktörlerinden bir olan Hans Caspar Escher 1805’de Bankier von Wyss ile birlikte su gücü ile çalışan dokuma fabrikasını Zürich’te kurdu. Escher fabrikasını kurmadan evvel Avrupa’daki bütün fabrikaları dolaşmış, yeterli teknik bilgiyi edindikten sonra kuracağı fabrikanın bütün parçalarını Fransa'dan getirmiş ve montajını kendisi yapıp üretime başlamıştır. Escher’in bu öncülüğü daha sonraki fabrikaların kuruluşuna da yansımış ve bu model örnek alınmıştır. Burada İsviçre endüstriyel üretiminin çok önemli bir karakteri oluşmak üzeredir. Tüm dünyadan haberdar ve tüm yenilikleri alıp kendine has titizlik ve özgünlükle üretim yapmak... Bu anlamda Japonlar ile İsviçreliler arasında bir benzerliğe işaret edersek sanırız abartmamış oluruz. Escher’in dokuma amaçlı kurmuş olduğu fabrika daha sonraları makine üretimine geçecek ve yine sonra bahsedeceğimiz gibi, ilaç sanayisine yataklık eden tekstil üretimi makine sanayisine de analık yapacaktır.
Fabrikalaşmaya erken (19. yy.ın başından itibaren) denebilecek bir tarihte başlayan İsviçre endüstri sektörü, tam anlamıyla ihracata yönelik bir gelişim çizgisi izlemiştir. Bunun böyle olmasında İsviçre'nin coğrafik konumu büyük bir rol oynamıştır. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynakların kıt, denizlere kapalı olan bu küçük ülke, ayakta kalabilmek veya başka bir deyişle ayağa kalkabilmek için, dış pazarlara yönelmek durumundadır. Nasıl ki kendi içerisinde bir pazar ağını çok erken tarihlerde kurmak zorunda kalmışsa, aynı şekilde dış pazar ağını da erken tarihlerde oluşturmak durumunda kalmıştır. Daha önce belirttiğimiz gibi, İsviçreli bir tüccar için Amerika, Afrika ve Asya kıtası çok önceden gidilip gelinen yerler olagelmiştir. Fakat sadece gidip gelmek veya ticaretin dar anlamında bir şeyler alıp, bir şeyler satmak yeterli olmuyor. Ekonominin kapitalist üretim biçimine evrildiği bir dönemde fabrika maddeleri, saat, makine ve makine parçası da satmak gerekiyordu. Konumu itibariyle mal taşımasına uygun olmayan ya da taşımanın yüklü bir gider olduğu İsviçre girişimcisi için malını satabilmenin çok az yolu kalıyordu: Titiz bir işçilik ve değerli bir ürün.
İsviçre Endüstri Sektörünün Özellikleri
Doğa kaynakları kısıtlı olan İsviçre'nin akla gelebilecek hemen hemen her alanda (Süt ürünleri dışarıda tutulabilir) hammadde gereksinimi ithalat yoluyla karşılanmak durumundadır. Nasıl ki dokumacılık için gereken hammadde Mısır, Suriye, vb. ülkelerden ithal edilmişse; kömür, demir ve enerji de yurtdışından ithal edilmiştir. Bu durum İsviçre'yi dışarıya bağımlı kılan bir sebep olarak bugün de gerçekliğini sürdürmektedir. Ama bugün bir gerçeklik daha vardır: O da, bağımlının, bağımlı olduğunu artık kendisine bağımlı kıldığıdır.
Endüstri sektörü içerisinde Kimya, Makine ve alet yapımı, saat ve tekstil kolları en önemli kollar olarak bugün de önemini korumaktadırlar. Her ne kadar tekstil kolunda göreceli olarak bir düşüş gözlense de tekstil makineleri konusunda İsviçre hala bir isme sahiptir.
Kimya Sektörü
Kimya sektörü günümüzde ilaç sanayisiyle doruk noktasındadır. Bu sektörün İsviçre'de büyüyüp kol atmasına vesile olan alan daha önce de bahsettiğimiz gibi tekstil alanı olmuştur. Tekstil kolu için gerekli olan boya maddelerinin üretimiyle başlayan hikaye, günümüzün ilaç devlerine kadar gelmiştir. Basler Chemie-Werk’in kökenleri 1859'a kadar gider ama o tarihlerde Basler Chemie-Werk küçük bir boya fabrikası olarak faaliyet yürütüyordu. Zamanla CIBA adı altında büyük bir ilaç devine dönüşmüş ve Nisan 1996’da yine bir ilaç devi olan Sandoz ile birleşmiş ve birleşmelerinden Novartis dünyaya gelmiştir . Yine aynı tarihlerde kurulan Fabrik von Geigy’ı, Hoffmann & Traub (Hoffmann – La Roche, 1896) izlemişlerdir. 1870’de kimya sanayisinin yıllık cirosu 8 Milyon frank civarındayken bu rakam 1899 yılında 30 milyon frank civarına tırmanmıştır.
| 2000 |
1999 |
Değişim % |
|
| Yıllık ciro |
35.8 Milyar fr. |
32.5 Milyar fr. |
10.00 |
| Net Kar |
7.2 Milyar fr. |
6.7 Milyar fr. |
8.00 |
| Çalışan |
67653 kişi |
81854 kişi |
-17.00 |
Tablo 5'te görüldüğü gibi, 2000 yılında Novartis'in yıllık cirosu 35.8 Milyar frank. İsviçre'nin 1998 yılındaki Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYİH) (reel) 329 Milyar 66 Milyon frank olduğu göz önüne alınırsa, Novartis’in ülke ekonomisindeki yeri/önemi rahatlıkla görülebilir.
Saat Sektörü
17. ve 18.yy.da saat endüstrisi Cenevre, Jouxtel ve kanton Neunburg’da yoğunlaşmıştı. Daha sonraları saat endüstrisi İsviçre'nin her tarafına yayıldı. 18.yy’daki üretim Heimarbeit şeklindeyken daha sonraları atölye biçimi üretime geçildi. 19.yy’ın ikinci yarısında da fabrika üretimine geçildi. "Swiss Made" sembolü dünyaca tanınan ve saygınlık uyandıran bir sembole dönüştü. Tipik İsviçre işçiliğinin sembolleştiği saat sektörü, son dönemlerde gelişmiş teknolojinin de kullanımıyla oldukça yüksek bir kalite çizgisine erişmiştir. Yine de sektöre özgünlüğünü katan özellik, basit ve ucuz saat üretiminden çok lüks ve pahalı saat üretimi olagelmiştir. Aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi saat, hassas aletler ve bujiteri kollarında ihraç edilen mallar ihracatın 3.önemli kolunu oluşturur.
| 1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
|
| Kimya |
23'492 |
23'586 |
25'954 |
29'647 |
31'302 |
| Makine |
26'123 |
27'396 |
28'047 |
30'883 |
31'922 |
| Saat ve Bijuteri |
19'994 |
14'945 |
14'681 |
16'712 |
16'725 |
| Toplam İhracat |
95'827 |
96'236 |
98'589 |
110'417 |
114'055 |
Not: Değerler Milyon Fr. cinsinden
Makine Sektörü
Tablo 6'da ayrıca Makine sanayisinin en büyük kalemi oluşturduğu görülür. Hans Caspar Escher'in hikayesiyle başlayan makine sanayi su türbinleri, dizel motorları, tekstil makineleri, silah, vagon üretimi ve güç makineleriyle oldukça geniş bir yelpazeye dağıldı. Başlangıç hikayesi şöyledir:
1. 1871’de İsviçre Lokomotif ve Makine fabrikası Winterthur’da kuruldu
2. Vagon fabrikası aynı tarihte Schlieren’da kuruldu.
3. 1738’de Daniel Bernoulli, Basel’da suyun reaksiyon gücü üzerine önemli bir adım
attı
4. 1750 – 1754 yılları arasında yine Basel’da Leonhard Euler türbin teorisini buldu.
5. İsviçre’nin ilk yatırımcıları (Fabrika kurucuları) olan Escher-Wyss, Euler’in buluşu üzerine üretim alanına giriş yaptı (1805). Yine geniş bir istihdam sahası Hidroelektrik santrallerde kullanılan makinelerden oluştu.
Buharlı makine (Dampfmaschinen) üretimi başladı (Gebrüder Sulzer Firması). Daha sonra bu firma deneyimlerini "Dizel Motorun" geliştirmesinde kullandı. İsviçre dizel motorlarının (Lokomotiflerde kullanılan) dünyaca tanınmasının altında bu çabalar yatıyor.
19.yy.ın sonlarına doğru elektroteknik gelişimine başlandı. Elektrik makinelerinin ve aletlerinin yapımı hızlandı. Güç üreten ve güç kullanan makineler yapıldı. Bu alanda lokomotif görevini Cenevre’den Theodore Turretini ve Rene Thury ayrıca Basel’dan Emil Bürgin aldılar. 1870 ve 1880’li yıllarda bu girişimcileri yüzyılın değişimine kendilerini taşıdılar ve kurdukları girişimler şu üç artık tekel adı altında isim altında toplandılar.
1. Firmen Brown, Boveri& Cie.
2. Die Maschinenfabrik Oerlikon
3. S. A. des Ateliers de Seoheron in Genf
Brown Boveri elektromekanik alanında ve ayrıca yüksek frekans teknikleri, gaz ve Dampf türbinlerinde yetkinleşti. Yukarıdaki büyük firmaların yanı sıra 100’e yakın küçük ve orta ölçekli firma yine bu alanda üretim yapmakta. Makine endüstrisi erken dönemlerde gelişmeye başladıysa da esas gelişimini 2. Dünya savaşından sonra yaptı. Endüstrinin yoğunlaştığı bölgeler:
1. Baden, Zürich, Winterthur, Schaffhausen
2. Basel (Ulaşım ve taşıma açısından uygun bir yerde olduğundan)
3. Doğu İsviçre’nin Uzwil, St. Gallen, Arbon ve Rorschach
Yine Cenevre’de de yoğunlaşmış bir makine endüstrisi söz konusu.
Makine sanayi ürünlerinin ihracatı İsviçre’nin toplam ihracatında büyük bir yer kaplamakta (Başlangıcı tekstil makinelerinin üretimine dayanan makine endüstrisi 19.yy.ın sonlarına doğru ihracata başladı). Son dönemlerde komşu ülkelere yapılan makine sanayi ürünleri ihracatında bir düşüş yaşanmakta. Almanya son dönemlerdeki atılımıyla mutlak anlamda bu alanda başı çekmekte.
Paylaşım Savaşları Süresince İsviçre
1. Paylaşım Savaşı Dönemi
1. Paylaşım savaşı İsviçre’yi yeni bir durumla baş başa bıraktı. Tarafsız olmasına rağmen savaşan ülkelerin arasında kalmakla savaşın seyri ve sonuçlarından öyle veya böyle etkilenmek durumunda kalmıştır. Fakat savaşa girmemesi savaşa giren ülkelerin savaş ve gıda ihtiyaçlarına yönelik ihracat yapma fırsatı vermiştir. Ve İsviçre bu fırsatı iyi değerlendirip yüklü gelirler sağlamasını bilmiştir. Bu dönemde makine, otomobil, kimya sanayi ürünleri, çikolata ve süt ürünleri ihraç edilen başlıca mallar arasında bulunuyordu. Savaşın İsviçre'ye getirmiş olduğu bu olanaklar bütün İsviçre halkına aynı şekilde –doğal olarak- yansımadı. Artan ihracat gelirlerinden en büyük payı – ki biz buna hepsini de diyebiliriz- çiftçi ve büyük sanayi yatırımcıları aldı. Halk zorunlu askeri hizmetler ve pahalılıkla yüz yüze kaldı. Asker aileleri açlıkla karşı karşıya kaldılar ve beklentilerinin karşılanmasını boş yere beklemek zorunda kaldılar. Savaş sonrası bu durum kendini sosyal bir patlama olan 1919 büyük olaylarına ve protestolarına[1] bıraktı. Daha sonra 1929 yılında dünya ekonomik krizi patlak verdi. Çok sayıda fabrika kapandı ve doğal bir sonucu olarak işsizlik hızla arttı. İsviçre'de bu kriz 1931 yılında güçlü hissedilmeye başlandı (İhracat mallarındaki fiyat düşüklüğü 1929’da 2.1 Milyar olan yıllık ihracat tutarını 1933 yılında 734 Milyona düşürdü). İç pazar kendisini uzun bir süre bu krizden uzak tutmayı başarmasına rağmen 1934 yılında tam olarak kendisini krizin içinde buldu. Kriz diğer ülkelere oranla İsviçre'de daha uzun dönemli yaşandı. İhracata yönelik ekonominin kendisini toparlayabilmesi ihracat mallarının fiyat düzeyine bağlı olduğundan ve ihraç malları fiyat düzeyinin de yavaş yükselmesi krizin uzun dönemli olmasına sebebiyet vermiştir. 1932 yılında diğer Avrupa ülkeleri krizi atlatma belirtileri vermelerine karşılık İsviçre ekonomisi kendisini ancak 1936 yılında toparlamaya başladı. Kriz dönemi işsizlik seyri şu şekilde oldu: 1929; 8 100, 1933; 67 900, 1936; 93 000. İsviçre 26 Eylül 1936’da para birimi olan frank’ın değerini % 30 düşürerek devalüasyona gitti. Bu yolla ihraç malları üzerindeki pahalılık baskısı kaldırılarak kazanç elde etme yoluna gidildi. İhracat yeniden canlandı. Öte yandan işsizlik sayısında da düşüş kaydedildi ( 1938; 65 000 kişi).
2. Paylaşım Savaşı Dönemi
İsviçre 1. Paylaşım Savaşı boyunca yaşadığı kimi zorlukları, 2. Paylaşım Savaşı döneminde yaşamadı. Politik ve askeri alandaki savaş öngörüsü savaş başlamadan çoğu önlemlerin alınmasını sağladı. Bu savaş sırasında İsviçre, güneyinden (Alman Faşizmi) ve kuzeyinden (İtalyan Faşizmi) aynı dünya görüşlü partilerin parantezine girdi. İsviçre'nin mal ve hizmet ihracatı bu iki ülkenin iyi niyetlerine kaldı. Fakat İsviçre bu duruma hazırlıklı idi. Toplum 1938 yılından itibaren savaşa göre organize edildi. Yine savaş dönemi kısıtlamaları bu dönemde başladı. Bütün hazırlıklara rağmen politikada ve ekonomide sorunsuz bir dönem yaşanmadı. Yine de işsizlik büyük bir oranda engellendi. Sosyal ve ekonomik politikalar 1. Paylaşım Savaşı’na oranla daha iyi bir durumda idi. Fiyatlar kontrol altına alındı. Askerlere ve ailelerine parasal olarak daha iyi bir hizmet sunuldu. Böylece 1. Paylaşım Savaşı sonrası yaşanan 1919 yılı olaylarının tekrar etmesi engellendi. 1. Paylaşım Savaşı döneminde emek örgütlülüğünün vatan savunma tezi İsviçre'de ulusal birlikteliğin sağlanması yönünde bir rol oynadı. 2. Paylaşım Savaşı boyunca turizm ve taşımacılık sektörlerinin yerinde saymasına rağmen İsviçre'nin tarafsızlık politikası sayesinde banka ve sigorta sektörleri gelişme ve genişleme gösterdi. 1920’lerde dünya piyasasına giren bu sektörler 2. Paylaşım Savaşı sonrasında çalışan sayısını 2.5 katına çıkarmışlardı.
1945 Sonrası
2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra ekonomi beklenmedik bir gelişme sürecine girdi. İsviçre ekonomisinde 25 yıllık bir gelişme ve genişleme dönemi başladı. Dış istem artışı yine ekonomi üzerinde genişleyen bir etki yarattı. Ve artan nüfusla paralel olarak inşaat sektörü ciddi bir gelişme katetti. Literatüre “otomasyon” ve “atom enerjisi” kavramları girdi ve bir çeşit 2. Endüstri devrimi yaşandı. GATT’ın oluşumuyla birlikte liberal politikalar (ticarette) Avrupa'yı büyük bir piyasaya çevirdi ve ülkeler arasında entegrasyon arttı. İsviçre Gayri Safi Milli Hasılasını (GSMH) 1948’den 1969’a kadar dört katına çıkarttı (yıllık % 7’lik bir büyüme oranıyla). 1969 – 1971 periyodunda ekonomi sıçramalı bir büyüme göstererek, GSMH 100 milyar frank sınırını aştı.
1800’de halkın 2/3’i tarım sektöründe çalışırken, bugün bu oran % 5 civarında bulunmaktadır. Bu büyük değişim bütün Avrupa ülkeleri için üç aşağı beş yukarı aynıdır.
Heimarbeit’ın erken gelişimi, ki daha sonraları ihracat endüstrisine bağlandı, başlangıçta ihracata yönelik bir anlam taşımıyordu; daha çok kendi kendine yetebilme amaçlıydı. Daha sonraları ihracata yönelik yapılanma ekonominin belli başlı özelliği haline geldi.
Son zamanlarda İsviçre'de kalifiye olan işlerle kalifiye olmayan işler arasında bir değişim söz konusu. İsviçreliler daha çok mesleki eğitime dayalı işlere yönelirken, kalifiye olmayan işler yabancılar tarafından görülmekte.
İsviçreliler, ülkesine daha çok turist çekebilmek amacıyla, 1930’lu yıllardan itibaren devlet eliyle çok büyük çabalar sarfettiler. Turistlerin ülke içinde ulaşım araçlarından indirimli yararlanmaları, yabancı otomobillere daha ucuz benzin verilmesi, dağ gezilerinde ve kayak sporunda çeşitli olanakların sağlanması gibi. Bütün bunlar ülkeyi dışarıya tanıtmak ve köklü bir ziyaret ve tatil ülkesi yapma amacı taşıyordu.
İşçi sınıfının gelişimi
Fabrika yaşamının İsviçrelinin yaşamına girmesiyle birlikte işçilik ve işçi kültürü de toplumda belirmeye başladı. İsviçre işçi sınıfının belirgin özelliklerinden biri olan örgütlenememe sadece işçilerden kaynaklı bir yetersizliğin sonucu değildi. Bu durum aynı zamanda İsviçre'nin özel yapısından ve de endüstrinin kendisine has özelliklerinden de kaynaklanmaktadır.
1. Farklı dil
2. Farklı din
3. Endüstri alanlarının dağınık oluşu
4. İşçi-çiftçi karışımı ( Sahip olduğu evin bahçesinde kendisine yetebilecek patatesi ve sebzeyi yetiştirebilme olanağı)
5. Yabancı işçi oranı (Öte yandan İsviçreli işçilere sosyalizm fikrini taşıyanlar da Alman işçileri olmuşlardır)
Her kapitalist gelişmenin ön aşamasında yaşanan vahşet, gerçi bu vahşet sistemin özünden kaynaklandığından hep vardır, İsviçre kapitalizminde de yaşanmıştır. Bu vahşetin en belirgin özelliği, kullanılan çocuk emeğinden ve ücretlerin düşüklüğünden belli olur. Endüstrinin gelişmeye başladığı 19.yy.ın ikinci yarısından itibaren üretimde kullanılan çocuk emeği de oldukça belirleyici bir yoğunluğa ulaştı. Bir İsviçreli işveren, çocuk emeğinin yasaklanması gerektiği konusundaki bir tartışmada der ki: “Eğer çocuk emeğini yasaklarsak, rekabet edebilme gücümüzden çok önemli bir bölümünü kaybederiz”. Doğrudur...
| Yıl |
Kadın(%) |
Çocuk(%) |
Toplam(%) |
| 1888 |
46 |
14 |
60 |
| 1895 |
41 |
14 |
55 |
| 1901 |
38 |
15 |
53 |
| 1911 |
36 |
16 |
52 |
Sonuç
1291 yılında İç Pazar kurmakla işe başlayan Helvetler, tarih 1940’lı yılların ikinci yarısını gösterdiğinde, İç Pazar’ı çoktan aşmış, ağır sanayide bir hayli yol almış ve bankacılık sektöründe dünya çapında bir gelişmişliğe ulaşmışlardı. Orta Avrupa’nın bu küçük ülkesi, küçüklüğüne tezat, bir ekonomik güç haline gelmiş bulunuyordu. Tarih, iki Paylaşım Savaşı, 29 Kapitalist Krizi ve İsviçre özgülünde 1919 badirelerini atlatmış, tarih sahnesine kapitalizmin alternatifi çıkmış ve dünyanın esaslı bir coğrafyası sosyalist yönetimlerce idare edilir hale gelmişti. Dünya yeni bir dönemin eşiğinde, hacı yatmaz misali, bir o yana bir bu yana sallanıp duruyordu. Daha sonra literatüre Soğuk Savaş olarak geçecek olan bu dönem, iki sistemin en esaslı çarpışmasını teşkil edecekti. Batı yakasının “Esas Oğlanı” ABD, Kızıl Ordu’yu Berlin’in ortasında durdurmuş belki de kara Avrupa’sının kaderini belirlemişti. Vakit elleri cebe atma, kapitalist sistemi yeniden inşa etme zamanıydı; öyle de yaptılar. Berlin’in bir hayli güneyine düşen Helvetler, yeni dönemin kokusunu almış, finans sektörünün başülkesi olma rüyalarını görmeye başlamışlardı. Devir para devriydi artık...
Hasever
[2]
[ devam gönder | İncelemelere Geri Dön | Yorum Ekle ]



